SAL: 6
HEJMAR: 174
10 Ekim 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

Şahinler ve Riyakarlar

Başbakan Doğru Söylemiyor

Hizaya Getirmek

Kirlenme, Çürüme Ve Çifte Standart

Yapışık Üçüzler

Enfal

“Qandil Gönüllüleri”

Başbakan’ın TİT Aşkı

Sıcak Günler

Cadı Kazanı

 

MESUD TEK
 
“Paşalar Cumhuriyeti”

Değerli araştırmacı ve yazar Mehmet Emin Bozarslan, Türkiye Cumhuriyeti’ne “Paşalar Cumhuriyeti” derken haksızlık yapmıyor.

Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu durumu, bu iki kelimeden daha iyi ne anlatabilirki..

Son haftalarda yaşanan gelişmeler de Türkiye’nin seçilmişler tarafından değil de atanmış paşalar ve onların kravatlı ortakları tarafından yönetildiğini açıkca ortaya koyuyor.

Paşalar, Ağustos ayında, görev devir teslim törenleri esnasında, “bölücü terör”e ek olarak AKP hükümetiyle Meclis Başkanı’nı hedef tahtasına yerleştirdiler ve top atışına tuttular.

Generaller atışlarını, askeri okulların açılış törenlerinde yaptıkları konuşmalarda da devam ettirdiler.

Konuşmalarında siyasi tesbitlerde bulunmaktan kaçınmayan komutanlar, iktidara geldiğinde yapacaklarını anlatan siyasi partiler gibi programlarını açıkladılar.

Üniter devletin, laik cumhuriyetin “bölücü terör” ve “irtica tehdidi” altında olduğunu söylediler.

AB sürecinin irticayı ve bölücü terörü azdırdığından dem vurdular.

Yaptıkları konuşmalarda yeni bir şey söylemeyen paşalar, ezberlerini bozma niyetinde olmadıklarını bir kez daha gösterdiler.

Kuvvet Komutanlarının başlattığı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in devam ettirdiği atışlara son noktayı “iyi çocukların” hamisi Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt koydu.

Büyükanıt, 2 Ekim tarihinde yaptığı konuşmada açtı ağzını, yumdu gözünü..

Televizyon kanalları vasıtasıyla yurdun dört bir yanına anında ulaştırılan konuşmasında, (tehditlerinde demek daha doğru olur) Yaşar Büyükanıt, irtica tehdidi yoktur” diyen hükümete, Meclis Başkanı’na, ordunun siyasi yaşamdaki etkisinin kırılmasını isteyen AB yetkililerine, bu alanda araştırma yapan TESEV adlı sivil toplum kuruluşuna verdi veriştirdi.

Oysa daha bir gün önce Başbakan, Genelkurmay Başkanı’yla görüşüp, “piyasalar olumsuz etkilenebilir, konuşmalarımıza dikkat etmemiz gerekir” demişti.

Bilmiyorum, benim gibi daha kaç saf, Başbakan’ın önceden belirtilen bu görüşmesinde Büyükanıt’a, “generaller çizmeyi aşıyorlar, bu ülkeyi atanmışlar değil, biz seçilmişler yönetiriz” diyeceğini düşünmüş ve beklemiştir?

Erdoğan’ın Büyükanıt’a söylediklerinden anlaşıldığına göre, “Paşalar Cumhuriyeti”nde, piyasaları olumsuz etkileyen sözcüklerden kaçınılması halinde, Kürt halkını tehdit eden, demokrasiyi, hak ve özgürlükleri hedef alan konuşmaların yapılmasında hiç bir sakınca yoktur!.

Haksızlık etmeyelim.

Hak ve özgürlükleri tehlikeli bulup saldıranlar sadece generaller değil.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Büyükanıt’tan bir gün önce, yani 1 Ekim tarihinde, piyasaları etkilemeyen ama demokrasiyi, hak ve özgürlükleri derinden etkilemeye aday bir konuşma yapmış, “laik cumhuriyeti korumak için gerekirse hak ve özgürlükler kısıtlanabilir” diye buyurmuştu.

Danıştay, Yargıtay, YÖK ve benzeri 12 Eylül faşizmi ürünü kurumların tavırları da askerlerden ve Sezer’den farklı değil.

Sözkonusu kurumlar, “Paşalar Cumhuriyeti”nde statükonun, devletciliğin sacayaklarını oluşturuyorlar,

Cumhurbaşkanı’yla el ele vererek askeri darbe çığırkanlığı yapıyorlar

Son gelişmeler, Erdoğan’ın iktidara gelmesiyle birlikte Kasımpaşalılığın da tarihe karıştığını gösteriyor.

Başta generaller olmak üzere statüko muhafızları oyunu açık oynayıp posta koyarlarken, hedef tahtasındaki Kasımpaşalının ve hükümetinin gıkı bile çıkmıyor.

Oysa Kasımpaşalılık raconu, konulan postayı görmeyi ve rest çekmeyi gerektirir.

Erdoğan’ın yardımcılarından M. Ali Şahin, TESEV’in yayınladığı raporu okumadığını ama yine de Büyükanıt’ın AB’ye ve TESEV’e yönelik eleştirilerini haklı bulduğunu söylüyor.

Bu haklı bulmanın, “peygamber ocağına” ve onun başkomutanına duyulan saygı ve güvenden mi, yoksa ondan duyulan korkudan mı kaynaklandığını, bir tek Allah bilir.

Başbakan Erdoğan da farklı şeyler söylemiyor.

Rütbeleri ne kadar büyük olursa olsun, birer devlet memuru olan ve hükümetin emri altında olması gereken generallere, gecmişte onlarca kez yakındığı ve halka şikayet ettiği kurumlara, Kürtlerden esirgediği zeytin dalı uzatıyor.

“Bu sorunları kendi aramızda konuşalım, ‘irtica’nın varlığı, yokluğu belli değil, gelin ortak bir tanım yapıp birlikte önlem alalım” diyor.

Bu kadarıyla yetinmeyen Erdoğan ve hükümeti, Şemdinli Davası’nda olduğu gibi, TESEV’in hazırladığı rapora katkı sunan Polis Akademisi öğretim üyeleri hakkında jet hızıyla soruşturma emri veriyor.

Yani savaş tanrılarının istediği kurbanı kendilerine sunmak için harekete geçiyor.

Tüm bunların, yani Kasımpaşalı raconun yerlerde sürünmesinin, generaller karşısında sus pus olma ve onların işaret ettiği kişileri gözden çıkarmanın, milliyetçilik kulvarında başta MHP olmak üzere öteki ırkçı ve şoven partilerle yarışmanın nedenlerinden birisi de Cumhurbaşkanlığı koltuğunu ele geçirmek..

Biz Kürtlerde “korkak güzeli saramaz” diye tercüme edilebilecek bir söz var: “Dılê tırsonek, sıngê gewr nabine.”

Erdoğan ve partisinin militarist çarkı güçlendiren bu korkaklığı, onlara Cumhurbaşkanlığı koltuğunu kazandırır mı? Bekleyip göreceğiz.

Son siyasi gelişmeler bir kez daha gösterdi ki, militarizm geriletilmeden, ordunun siyaset ve ülke yönetimindeki etkisi kırılmadan, Türkiye’de ne demokratik bir yapı oluşturulur, ne de barış gerçekleşir.

“Her Türk asker doğar” deyiminin dillerden düşmediği, ordunun “peygamber ocağı”denilerek kutsandığı bir ülkeyi, “paşalar cumhuriyeti”nden, halkların eşit haklara sahip olduğu demokratik bir cumhuriyete çevirmenin zor olduğu ortada.

Ama bu, zor olduğu kadar kutsal olan ve Kürt yurtseverleriyle Türk barış ve demokrasi güçlerinin önünde duran bir görev.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver