SAL: 6
HEJMAR: 148
10 Nîsan 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Ali Haydar KOÇ'un eski yazıları için Tıklayın

Eyalet-Federasyon idaresi istemi ve Kürtler

Osmanlı Devleti’nde Kürt nüfusu

İttihatçıların Kürdistan’daki bazı siyasal uygulamaları (1913-1917)

Türkiye-İsrail ve Kürtler

Kürdistan’da Misyoner Çalışmaları-Harput

Alevi-Bektaşi Edebiyatında Ermeni Aşıkları (Aşuğlar)

Kürdistan’da Osmanlı Eğitiminin Genel Durumu

Kürt Kültürü Üzerine Bazı Düşünceler

Amele –Ölüm Taburları (1914-1918)

Türk Ordusu ve Kürdistan

Dış Mihraklar ve Dış Mihrakların Maşası kavramları Üzerine

Türkiye’de çok partili dönem ve Kürtler

Türkiye, devlet terörü, şiddet ve Kürdistan

ALİ HAYDAR KOÇ
alihaydar-koc@arcor.de
Doğu Cephesine Dair (1916-1917)

Türkiye’de 1923’ten sonra tarih yazımı, Türk ırkçılığını esas alan grubun istekleri ve emirleri doğrultusunda işlenmeye başlandı.Türkiye’nin, Osmanlı devletinin siyasal ve düşünsel mirası üzerinde kurulmadığına dair tarihi iddialar da çok sıkça tekrarlandı. Cumhuriyet’ten beş yıl önce varolan Osmanlı devletinin tarihi mirası birdenbire yok sayılarak tabu haline getirildi. Bu inkarcı siyasal davranışın bir çok tarihi sebepleri vardır. Bunlardan en önemlisi, 1915-1918 yılları arasında Kürt ve Ermenilere karşı işlenen toplumsal cinayetlerin/zorunlu tehcirlerin rolü çok büyüktür. Türkiye tarihinde yapılan bu düşünsel ve siyasal tahrifatın, 1923 devletinin kurucu kadroları hakkında verilen bilgi ve olaylarda da kendisini göstermektedir.Türkiye tarihi, Mustafa Kemal ve etrafındaki grubun uydurma kahramanlık hikayeleriyle destanlaştırılarak Türk toplumuna anlatıldı. Mustafa Kemal’in Birinci Dünya Savaşında 1915’te Çanakkale’de gösterdiği kahramanlıklar, abartılarak Türk toplumuna yansıtılırken, onun Mart 1916’dan sonra doğu cephesinde yaptıklarıyla ilgili bilgiler hemen hemen hiç anlatılmamaktadır. Bu tarihi konunun çok az anlatılmasının önemli siyasal sebeplerinin olduğunu düşünüyorum. Bu yazımda, Çanakkale’de kahramanlaştırılan Mustafa Kemal, Mart 1916’dan 1917 yıllarının sonlarına kadar görev yaptığı doğu cephesi hakkında neden fazla bilgi verilmediği konusu üzerinde kısaca bazı bilgiler vermeye çalışacağım.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Cumhuriyet Arşivinde tasnif edilmiş dökümanlara dayanarak hazırlanmış olan „Belgelerle Mustafa Kemal Atatürk (1916-1922)“ adlı eserde, doğu cephesi hakkında belge ve bilgilere hiç değinilmemiştir. Çünkü doğu (Kürdistan) cephesinde 1915’te Ermeni soykırımı İttihatçılar tarafından gerçekleştirilmiş ve 1916’dan sonrada Kürt kıyımının ve zorunlu iskanlarının gerçekleştirildiği dönem idi. Mustafa Kemal’in doğu cephesinde fazla anılmamasının/öne çıkarılmasının en önemli sebeplerinden biri, Kürt tehciri ve kıyımını gizleme olgusu yatmaktadır.Oysa dönemin tarihi ve siyasal olayları karşılaştırıldığında karşımıza daha farklı bir durum çıkmaktadır. Mustafa Kemal, Edirne’den Diyarbakır’a kaydırılan 16. Kolordu'nun komutanı olarak 15 Mart 1916'da Diyarbakır’a gelerek Doğu Cephesinde göreve başlamıştı. 1917 yılının sonlarına kadar da İkinci ve Üçüncü ordu içinde üst düzeyde görevlerde bulunmuştu.

Kürdistan’da Osmanlı devletinin soykırım ve zorunlu iskan politikasına karşı isyan eden Bitlis ve Dersim’deki Kürt hareketlerinin bastırılmasında birinci derecede görev yapan Mustafa Kemal, 3.Ordu komutanı Vehip Paşa’nın 1916’da Dersim’deki kürtlerin isyanını bastırma görevini de kendisine vermişti. 16.kolordu komutanı Mustafa Kemal ise Kürt hareketini tek başına bastıramıyacağını düşünerek, kendi tarafına çekebileceği kürtlerden paralı milis kuvvetleri oluşturarak, Nazmiye, Mazgirt ve Palu’ya kadar genişleyen Kürt isyanını bastırır. Diyarbakir, Silvan, Muş, Bitlis,Van, Elazig, Erzurum ve Dersim hattında görev yapan Mustafa Kemal, merkezi hükümetin talimatlarıyla ve İskan-i Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti tarafından yürütülen zorunlu tehcire tabi tutulan yüzbinlerce kürt’ün sevkiyatında ve göç yollarında ölümlerine sebebiyet verilmesinde kendisinin rolünün olmaması mümkün değildir. Örneğin Mustafa Kemal’in 1916’dan beri Kürt tehcirinde birinci derecede rolleri olan Talat Paşa ile ilişkileri 1921’e kadar, Şükrü Kaya ile 1938’e dek sürmüştü. Doğu cephesinde Mart 1916’dan itibaren 16.Kolordu ve ikinci ordu komutanlığı yapan bir kişinin Kürdistan’da yaşanan bütün bu kıyım/İskan facialarından habersiz olması ve hic bir şey yapmamış olarak gösterilmesi, ancak Türkiye’deki tarihçilere yakışan bir davranıştır. Türk Tarihçileri, Musatafa Kemal’in 1916-17 arasında Bitlis, Mus, Erzincan ve Dersim’i nasıl Rus ordusunun işgalinden kurtardığını sık sık yazarlar, ama Kürt kıyımı ve tehcirindeki rolü ile ilgili hiç bir şekilde bahsetmemektedirler. Örneğin 1916 Mayıs ayında Kürdistan’daki Vilayet ve Mutasarrıflıklara gönderilen talimatlarda, Kürtlerin iskanı ile ilgili geniş bilgiler içermekte ve Anadolu’nun batı taraflarında nasıl yerleştirileceklerine dair bilgiler verilmektedir. Dahiliye Nezaretinin 29 Mayis 1916 tarihli talimatının sekizinci maddesine göre de Kürt Mülteciler savaştan sonra da memleketlerine geri gönderilmeyeceklerine dair düzenlemeler açıklanmaktadır. Tavsir-i Efkar gazetesinin 11 Mayis 1919 tarihli sayısında, İskanı dairesinin (İAMMU) kaynaklarına da dayandırarak verdiği haberde, Doğu illerinden (Trabzon dahil) göçertilenlerin sayısı 1.604.031 olarak verilmekte ve bunlardan 701.166’si göç yollarında hayatlarını kaybettiğ ini yazmaktadır. Kürtlerin tehciri ile ilgili dönemin resmi ve gayri resmi kaynaklarının verdikleri bilgilere göre, ortalama olarak 860 bin kürdün sürgün edildiğini, bunlardan yaklaşık olarak 500 bininin göç yollarında çeşitli sebeplerle yaşamlarını yitirdiklerini ortaya koymaktadırlar.

Yukarıda verilen bir kaç örnek ile Doğu cephesinde kürtlere yönelik yapılan insanlık dışı uygulamalardan Mustafa Kemal’in habersiz olması ve Kürtlerin sevkiyatında görev almamış olması düşünülemez. Bütün bu facialar Mustafa Kemal’in 16.kolordu komutanı olarak, İkinci ve Üçüncü orduda görev yaptığı Vilayetlerin sınırları içersinde olmuştu. Türk tarihçileri tarafından Batıda Çanakkale kahramanı ve Doğu Cephesinde ise Rusları püskürten yönünün abartılarak öne çıkarılmasının altında Kürt tehciri ve kıyımını gizleme olgusu da yatmaktadır.

Mustafa Kemal’in 1916-1917’nin sonlarına kadar Kürdistan’daki bu olaylarla ilgili hiç yazışmasına ve kendisini ilgilendiren hiç bir belgeye rastlanılmaması düşündürücüdür. Eğer bu yazışma ve belgeler imha edilmemiş iseler, büyük ihtimalle Ankara’da Genel kurmay arşivinde gizli tutularak korunmaktadırlar. Mustafa Kemal, 1916-1917 yıllarında Kürdistan’da Kürt tehcirinde ve kıyımında edindiği tecrübeleri, 1925’ten sonra bizzat en üst düzeyde kendisi talimatlar vererek, Kürdistan’da yeni soykırımların ve iskanların önünü açmıştı. Mustafa Kemal’in Kürt tehciri ve kıyımı konusundaki rolü ile ilgili gerçekçi bilgileri, ancak 1916-1917’de Kürdistan’da 16.kolordu ve İkinci ordu komutanı olarak görev yaptığı zaman dilimi derinliğine incelendiğinde ortaya çıkacaktır.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver