SAL: 6
HEJMAR: 148
10 Nîsan 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

 

MESUD TEK
 
Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani, Parlamento’nun kararı uyarınca, birleşik hükümeti kurmak amacıyla Neçirvan Barzani’yi Başbakan, Ömer Fettah’ı Başbakan Yardımcısı olarak görevlendirmekle, Güney’de yeni ve tarihi bir süreci başlattı.

Süreci önemli ve tarihi kılan fenomenlerin ipuçlarını, Mesud Barzani’nin hükümet kurma görevini verirken yaptığı konuşmada, Neçirvan Barzani ve Ömer Fettah’ın hükümeti kurma görevini aldıktan sonra yaptıkları açıklamalarda bulmak mümkün.

Kısa ve öz olarak söylemek gerekirse. Birleşik Kürdistan Hükümeti’nin öncelikle yapması gereken şey, “asayış- demokrasi”, “güvenlik-kalkınma” dengelerini kurmaktır. Süreci tarihi ve önemli kılan da bu dengelerdir.

Ortadoğu coğrafyasında sözkonusu dengelerin hep güvenlikten yana bozulduğu biliniyor. Huzur ve güveni koruma adına demokrasinin feda edildiği, yoksulluk diz boyu iken, halk nana muhtaçken ülke zenginliklerinin silahlanmaya nasıl harcandığı herkesin malumu. Hele aynı gerekçelerle biri post modern olmak üzere askerden 4 kez darbe yiyen biz Kürtler ve Türkler, dengenin hep güvenlikten yana, ülkenin birliğini koruma lehine bozulduğunu iyi biliriz.

Bilinenlerin tekrarı da olsa, Güney’deki durumun tüm çıplaklığıyla kavranması ve sözkonusu dengelerin kurulmasının önündeki zorlukların bilinmesi için, bazı gerçeklerin altını bir kez daha çizmek gerekir.

- Güney Kürdistan’da var olan huzur ve güven ortamı, halkın duyarlılığı ve bilinçli davranması kadar, güvenlik güçlerinin çabalarıyla sağlanıyor. Bu nedenle bütçenin önemli bir bölümünün, güvenlik gibi ölü bir alana, sürekli olarak maddi kaynak tüketen ama hiç bir maddi katkısı olmayan bir alana ayrılması gerekiyor. Bu da doğal olarak hizmet ve öteki sektörlere ayrılan payın düşmesine neden oluyor.

- Kalkınma, yatırım ve hizmet açısından “Kürdistan 15 yıldır Kürtlerin idaresinde” algılaması da gerceği yansıtmıyor.

Her şeyden önce yaklaşık 6-7 yıllık kardeş kavgası, her iki partinin var olan kaynaklarının önemli bir bölümünü yuttu. İkincisi, bu süreçte yani Saddam rejimi yıkılana kadar Kürdistan, hem BM’nin Irak’a uyguladığı, hem de Saddam rejiminin Kürdistan’a uyguladığı çifte ambargo altındaydı. Bu nedenle yatırımlar ve hizmet açısından, Kürt yönetimi için miladın, 2003 yılında Saddam rejiminin devrilmesiyle başladığını söylemek yanlış olmaz.

- Kürt yönetimi, 1991 Kürt Baharı sonrasında, yerle bir edilmiş bir ülke teslim aldı. Binlerce yıkılmış köy, virane hale gelmiş şehir ve kasabalar, yakılıp yıkılan köy ve kasabalardan kopartılıp toplama kamplarında yaşamaya mahkum edilenlerin eğitim, hizmet ve mesken sorunları...

Halepçe katliamı ve 182 bin Kürdün yokedildiği Enfallerin getirmiş olduğu ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunlar.. Saddam rejimi döneminden kalan ve işlevsiz olan devlet kurum ve kuruluşları..

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Saddam rejiminin, yıkılana kadar kontrolu altında bulunan bölgelerdeki Kürtleri kitlesel biçimde yerinden-yurdundan etmesi, özgür Kürdistan’a sürmesi...

- Uzun olmayan barış dönemleri sayılmazsa, 1961 yılından bu yana sürekli savaş ve çatışmalı bir ortamda bulunan, üretmeyen ve yaşamını daha ziyade savaş sektöründen kazandıklarıyla sürdüren bir halk...

- Belalı Kürdistan coğrafyasının getirdiği sorunlar, etrafının işgalci devletler tarafından çevrili olması, sözkonusu devletlerin Kendi kürtlerine “kötü örnek” olmasın diye, Güney’in iç işlerine müdahale de dahil her türlü melanete başvurmaları..

- Kürtlerin Saddam dikkatörlüğüne karşı mücadelede kader birliği yaptığı Şiiler tarafından çelmelenmesi, Şii İttifakı’ndan olan Başbakan’ın, Kerkük sorununda çıkarttığı engeller; merkezi bütçeden Kürdistan’a ayrılan payın değişik bahanelerle kuşa çevrilmesine yönelik çabalar, zamanında verilmemesinin yolaçtığı sorunlar..

- Yeni Irak hükümetinin oluşturulması amacıyla Bağdat’ta yapılan görüşmelerin uzaması nedeniyle, Kürdistan Bölgesiyle merkezi hükümet arasındaki ilişkileri düzenleyen bir mekanizmanın oluşturulamaması ve bunun getirdiği hukuki, siyasal ve ekonomik sorunlar..

- Hepsinden önemlisi Bağdat’taki hükümet çalışmaları uzadıkca daha sık telefuz edilir olan “iç savaş tehlikesi”nin yolaçtığı sıkıntılı bekleyiş...

Böylesi bir durumda, yani Irak’da iş savaş başladığında, başta Türkiye olmak işgalcilerle Arap devletlerinin Kürdistan’daki sürece müdahalesinden duyulan endişe..

- Geçen yıl Kelar ve Akrê’de, bu yıl da Halepçe’de, yeterince hizmet götürülmemesine, yolsuzluk ve rüşvete patlayan halkın öfkesi..

- Elektrik, su, gaz ve benzin gibi temel ihtiyaç maddelerinin yeterince karşılanması halinde yeni patlamaların yaşanmasından duyulan kaygı..

- Benzin, gazyağı ve havagazı temini konusunda, başta Türkiye olmak üzere Güney’deki gelişmelerden rahatsız olan, ona düşmanlığı görev bilen devletlerle yerel güçlerin çıkardıkları engeller..

Bilmem, listeyi uzatmanın gereği var mı?

Birleşik Kürdistan Hükümeti “demokrasi-emniyet”, “asayış-hizmet ve kalkınma” dengesini işte bu zor şartlar altında kurmak zorunda.

Görüldüğü gibi birleşik hükümetin işi zor.

Ama Neçirvan Barzani ile Ömer Fettah’ın yaptıkları açıklamalar, hükümet partileri YNK ve PDK liderlerinin dile getirdikleri, Birleşik Kürt Hükümeti’nin bu sorunların üstesinden geleceğine, sözkonusu dengeleri bölgede yaşananların aksine, demokrasi ve kalkınmanın lehine kuracağına olan inancımızı güçlendiriyor.

Bölge Başkanı, Hükümeti, Parlamentosu ve hükümet partileriyle Güney Kürdistan Siyasi Liderliği, bugüne kadar yaptığı açıklamalarda, kurumlaşmaya gitmenin, hükümeti diğer partilerin katılımıyla geniş bir tabana oturtturmanın, hükümetin hükümet gibi davranması gerektiğinin altını çiziyor.

Aşayış ve güvenliğin ön planda tutulmasının yanısıra, hizmetlere, üretime, tarım ve sanayiye önem verilmesi gerektiğini söylüyor.

Hükümetin halkın desteği olmadan ayakta kalamayacağını, sorunları çözemeyeceğinden, halkın yönetime katılmasını sağlayan demokratik mekanizmaların oluşturulmasından bahsediyor.

Tüm bunlar sadece Güney Kürtlerinin değil, hepimizin yüreğine su serpiyor. Aç kurtların kol gezdiği bir ortamda, tarihi sınavından başarıyla çıkılacağına olan inancı tazeliyor.

Güneyli Kürtlerin sınavı, aynı zamanda hepimizin sınavı. Bu nedenle onların bu sınavdan yüzakıyla çıkmaları, tüm Kürtlerin gururu olacaktır.

Biz Kürtler, bugüne kadar çektiğimiz acılardan sonra bu gururu yaşamayı hakediyoruz.Ama gururu yaşamayı hak etmek için, yapmamız gereken bir şey var:

Güneydeki Kürt yönetimini anlamaya çalışmak, yapıcı ve haklı eleştirilerde bulunmak, yardımcı olmak...

Bunları yapamıyorsak köstek olmamak..

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver