Kürdistan’da, Türkiye’de ve Uluslararası alanda tarih araştırmaları
üzerinde bilimsel çalışmalar yürüten tarihçilerin, Osmanlı
devletinin son dönemi ile Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda
rol oynayan şahsiyetlerin birbirleriyle olan siyasal bağlarından
ve Kürdistan’a yönelik uygulamalarından (tehcir, asimilasyon,
fiziki yok etme) çeşitli siyasal kaygı ve çıkarlar nedeniyle
derinliğine inceleme yapmamaları, Kürt tarihinde önemli oranda
boşluklar yaratmış/yaratmaktadır.
1916-1917 arasında Kürdistan’daki tehcirin gerçekleşmesinde
birinci dereceden rol oynayanların, aynı görevlerini kesintisiz
bir şekilde cumhuriyet devrinde de en üst düzeyde görevler
alarak sürdürdükleri biliniyor. Bütün bu kadroların birinci
dünya savaşı esnasında Ermeni soykırımından dolayı aranan
şahsiyetler olduğu konusu da, alan ile ilgilenen tarihçiler
tarafından haklı olarak işlenmektedir. Ama aynı kadroların
Kürt tehcirini, Kürtlerin fiziki ölümlerine nasıl sebebiyet
verdiklerini, Kürtlere yapılan haksızlıklardan dolayı neden
işledikleri suçlardan dolayı aranmadıklarına dair vs. gibi
sorular üzerinde pek durulmamaktadır. Genel olarak ortaya
çıkan bu tavır, cumhuriyet devri ve günümüzde de fazla değişiklikler
göstermeyerek, sürdürülmektedir.
Genellikle birinci dünya savaşında Ermeni ve Kürt tehcirinde
birinci derecede rol oynayan kadrolar, modern Türkiye’nin
kurucuları olarak işlenerek, kamuoyuna sunulmaktadırlar.
Türkiye cumhuriyetinin hemen hemen bütün ilk kurucu kadroları
Kürt tehcirinde rol oynayanlardan oluşuyordu. Sadece bir
örnek verecek olursam; Kürt ve Ermeni tehcirinde Bitlis,
Van, Erzurum, Diyarbakır bölgelerinde önemli roller oynayan
Abdulhalik Renda cumhuriyet devrinde yaptığı bir çok görevin
yanında, Maliye, Eğitim ve Savunma Bakanlıkları görevlerine
getirilmişti, yine 1915-1917’de Kürt ve Ermeni tehcirinde
öldürülenlerin gömülmesinden sorumlu sağlık genel müfettişi
Dr. Tevfik Rüştü Aras 1925-1938 arasında Kürtlerin Türkleştirilmesinde
önemli görevler yapmış ve ikinci dünya savaşı sırasında dışişleri
bakanlığına kadar yükselmiş idi. Bu günkü yazımda 1916’da
Kürt tehcirinin gerçekleşmesinde birinci dereceden rol oynayan
ve daha sonları cumhuriyet devrinde de Kürtlerin tehcir ve
fiziki öldürmelerle yok edilmesinde baş rol oynayanlardan
biri olan Şükrü Kaya hakkında bazı kısa bilgiler vermeye
çalışacağım.
1915 yılında Ermenilerin yok edilmesi gerektiği biçiminde
açıklamalarda bulunan Şükrü Kaya, Almanya’nın Halep Konsolosu
Rössler’e „Ne istediğimizi anlamamış gözüküyorsunuz, biz
Ermenisiz bir Ermenistan istiyoruz“ demekte idi. 1916’dan
itibaren İskan-ı Aşair ve Muhacirin Umum Müdürü ve aynı zamanda
Sevkiyat Reis-i Umumusi olan Şükrü Kaya, İttihat ve Terakki
cemiyetinin merkez üyesi ve istihbarat örgütü Teşkilat-ı
Mahsusa’nın da önde gelen siyasal kadrolarından biri idi.
Şükrü Kaya’nın Mart 1916’da Aşair-i Muhacirin Müdüriyeti
Umumiyesi’ne getirilmesiyle, Mayıs 1916’da Kürtlerin tehcire
tabi tutulması sürecinin birbirine denk gelmiş olması tesadüfi
değildir. Zekerya Sertel anılarında Şükrü Kaya’dan şöyle
bahsetmektedir; “Muhacirin Umum Müdürü Şükrü Kaya idi. Paris’teki
öğrenimini tamamlamış ve yurda yeni dönmüştü. Zeki ve bilgili
bir gençti. İşin başına onu getirmişlerdi. Ben de Aşair Şubesi
Müdürlüğüne atandım. Şükrü Kaya, bana aşiretler hakkında
önce bilimsel bir araştırma yapmak gerektiğini söyledi. Memlekette
aşiretlerin sayısı neydi? Bunlar nerelerde ve nasıl yaşıyorlardı?
Adetleri, gelenekleri nelerdi? Vb. Önce bunları bilmek ve
ona göre (tehcir işine) işe girişmek gerekti…” Z.Sertel’in
bu açıklamaları ile Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın 9 Nisan
1916’da Kürtlerin tehcir edilmeden önce haklarında detaylı
tahkikatların yapılmasıyla ilgili valiliklere ve mutasarrıflıklara
çektiği telgraflardaki bilgiler birbirlerini tamamlamaktadırlar.
Bu örnekler aynı zamanda Kürt tehcirinin koordineli çalışmalar
sonucunda yapıldığını da ortaya koymaktadırlar.
Cumhuriyet devrinde Lozan antlaşmasının hazırlanması komisyonunda
yer alan Şükrü Kaya, 1923’ten itibaren milletvekili olarak
Tarım ve dışişleri bakanlığı, CHP genel sekreterliği gibi
görevlerde de bulunmuştu. Kürt meselesinin hal edilmesi konusunda
uzman olan Kaya, güçlü bazı iddialara göre Kürtleri tıpkı
1916’daki tehcir yasasıyla yeniden anavatanlarından göçertmek
için, 11 Aralık 1924’te içişleri bakanlığına bağlı olarak
“İskân Müdüriyeti Umumiyesi” dairesini Atatürk’ün talimatlarıyla
kurduğunu, bu daire üzerinden Kürt aşiretleri hakkında geniş
araştırmaların yapılmasıyla birlikte, fiziki yok etme eylemlerinin
planlandığına dair bilgiler de mevcuttur.
Şükrü Kaya, 1927-1938 (Atatürk’ün ölümüne kadar) süresiz
olarak bütün hükümet kabinelerinde içişleri bakanı olarak
görev yapmış ve Kürtler hakkındaki bütün kararlarda en üst
düzeylerde, etkileyici roller oynamıştır. Kürt isyanlarının
hangi öldürücü yöntemlerle bastırılması gerektiğine dair
düşüncelerin mimarlarından sayılan Ş.Kaya, aynı zamanda Kürt
kültürünün, geleneklerinin ve dilinin ancak tehcir uygulamalarıyla
yok edileceğini öne çıkaran Türk ırkçılarından birisidir.
1925-1938 arasında Kürdistan’da gerçekleştirilen iskan ve
asimilasyon kanunlarının ve uygulamalarının hemen hemen tümü
Şükrü Kaya imzası taşımaktadır. 1938’de Kürt isyanlarının
bastırılması ve Atatürk’ün ölümünden sonra Şükrü Kaya isminin
birden Türk siyasi tarihinde kaybolması, bir soykırım suçlusunun
sessizce korunmaya alınması anlamını taşımaktadır. Aynı siyasal
yöntem günümüzde Türkiye’de hala düzenli bir şekilde uygulanmaktadır.
Sonuç olarak, gerek Osmanlı devletinin son döneminde ve
gerekse Cumhuriyet devrinin ilk yıllarından Kürt toplumunun
katledilmesinde, tehcir ve iskan yasalarıyla yurdundan göçertilmesinde
Şükrü Kaya’nın çok önemli bir payı vardır. Bir çok tarihçi
sadece onun Ermeni soykırımında oynadığı rolden bahsetmektedir,
oysa Şükrü Kaya Kürt ulusuna karşı 1916-1938 yılları arasında
süresiz bir şekilde- fiziki öldürülmeler dahil, çok büyük
insani olmayan suçlar işlemiştir.Çoğu tarihçi tarafından
Şükrü Kaya’nın Kürtlere yönelik işlediği suçların pek gündeme
getirilmemesi ve işlenmemesi, tarih biliminin tarafsızlığına
gölge düşürmektedir.
|