SAL: 6
HEJMAR: 177
9 Kasım 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

Şahinler ve Riyakarlar

Başbakan Doğru Söylemiyor

Hizaya Getirmek

Kirlenme, Çürüme Ve Çifte Standart

Yapışık Üçüzler

Enfal

“Qandil Gönüllüleri”

Başbakan’ın TİT Aşkı

Sıcak Günler

Cadı Kazanı

“Paşalar Cumhuriyeti”

Her İkisi de Aynı Orhan Pamuk

Törkiş İşi Demokrasi Ve Sivil Çözüm!..

MESUD TEK
 
Hayalleri Yasaklamak

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün basında geniş biçimde yer bulan Güney Kürdistan ve siyasi liderlerine yönelik açıklamalarıyla ilgili tartışmalar sürüyor.

Gül yaptığı açıklamalarla, öncelleri gibi halkımızı tehdit ve sindirme geleneğini sürdürmekle kalmıyor, “Sakın ABD’ye güvenerek Kürdistan hayalini kurmayın” diyerek Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin şahsında hayallerimizi de yasaklamak istiyor.

Abdullah Gül, bir Türk generalinin değimiyle “donunu bile ABD’den alan” bir ülkenin Dışişleri Bakanı olduğunu, TC’nin, kucağında oturduğu ABD’nin dostluğunu yeniden kazanmak için yırtındığını unutmuş olacak ki, Güney Kürdistan Siyasi Önderliğini, “ABD’ye fazla güvenmeyin, onlar gidici, biz kalıcıyız” diyerek tehdit ediyor.

TC Dışişleri Bakanı Gül, Güney Kürdistan Siyasi Önderliği’nden yana gönlünü ferah tutsun.

Çünkü “hafızayı beşer nisyan ile maluldür” değiminin geçerli olduğu bir coğrafyanın sakinleri olmamıza karşın, ABD’nin, bencil çıkarları uğruna, bugüne dek ekonomik, siyasi ve askeri alanlarda Türk sömürgecilerinin destekçisi olduğunu, 1975 ve 1991 yıllarında, Güney’deki Kürt ulusal demokratik hareketini yarı yolda bıraktığını unutmadık.

Gül’ün, ABD’nin gidiciliğine, bölge halklarının sonsuza kadar yanyana yaşamak zorunda olduklarına dair söylemleri, ülkemizin gerçekliğini kavramayan ya da kavramak istemeyen bazı solcu dostlarımızın hoşuna gidebilir.

Ama biz Kürtler açısından şimdilik hiç bir şey ifade etmiyor.

Çünkü, ABD’nin bölgeye gelmesinden önce, sonsuza kadar yanyana yaşamak zorunda olan halklardan Kürtlerin ülkesi, komşusu Arap, Türk ve Fars devletlerinin işgali altındaydı; Irak hariç aynı durum bugün de devam ediyor.

ABD’nin bölgeye gelmesi, tarihin tanıdığı en kanlı ve zalim diktatörlüklerden biri olan BAAS rejimin yıkılmasına, başta Kürtler olmak üzere Irak’daki demokrasi yanlılarının en azından rahat bir nefes almasına yol açtı.

Geçmişte, istediğinde elini kollunu sallayarak Irak Kürdistanı’na giren, buraya yönelik askeri operasyonlar düzenleyen Türkiye, eğer bugün, bu Kürt düşmanı politikasını hayata geçiremiyorsa, bunun başta gelen nedenlerinden birisi de ABD’nin Irak’daki varlığıdır.

ABD’nin geçmişte Güneyli kardeşlerimizi yarı yolda bırakması, eninde sonunda bölgeden ayrılacak olması, O’nun bölgede demokrasi ve değişim sürecini tetiklediği gerçeğini görmezden gelmemizin, O’na karşı harekete geçmemizin gerekçesi olmaz; olamaz.

Bu ve benzeri nedenlerle Abdullah Gül, Güney Kürdistan-ABD ilişkileri konusunda boşuna nefes tüketmesin.

Zira Güney Kürdistan Siyasi Önderliği, başta ABD olmak üzere Batılı büyük devletlerin bölgeye yönelik çıkar ve politikalarıyla Güneyli Kürtlerin çıkar ve politikalarının ilk kez birbirine yakınlaştığının bilincindedir.

Ayrıca Güney Kürdistan Siyasi Önderliği açıklamaları ve uygulamalarıyla bu tarihi fırsatı kaçırmak niyetinde olmadığını defalarca gösterdi.

Tüm bunların yanı sıra Güney Kürdistan Siyasi Önderliği, binlerce peşmergenin, enfallerde yok edilen yüz binlerce Kürdün kanı ve canı pahasına elde edilen kazanımları korumak için her şeyi göze aldığını defalarca dile getirdi.

Bir başka biçimde ifade edersek.

Özgürlüğün tadını alan, ulusal ve demokratik haklarını doya doya kullanan Güneyli Kürtler, kim olursa olsun, haklarını ellerinden almak isteyenlere karşı direnmeye kararlılar.

Diğer yandan Abdullah Gül’e demagoji konusu yaptığı bir noktayı daha hatırlatmakta fayda var:

Kürtlerin, Kerkük’ü BAAS hakimiyetinden kurtarıp özgürleştirmek için savaştığı, bu uğurda her türlü fedakarlığa katlandığı, kanını döktüğü elbette doğrudur.

Ama Kürtlerin Kerkük’ü ele geçirmek amacıyla verdikleri hiç bir çaba yoktur.

Hangi halk kendisine ait olan bir şehri ele geçirmeye çalışır ki Kürtler de Kerkük’ü ele geçirmek için çaba sarf etsinler!..

Abdullah Gül ve benzerlerinin yaptıkları demagojinin aksine, Kürtler sadece ve sadece Irak Anayasası’nın Kerkük ve Araplaştırma uygulanmasına maruz kalan öteki Kürt bölgelerine ilişkin maddesinin eksiksiz uygulanmasını istiyorlar.

Güney Kürdistanlı liderlere “Miloseviç olmayın” çağrısı yapan TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e bazı naçiz önerilerim var.

Saddam’ın akıbetinden dersler çıkartıp, soykırım ve insanlık suçu nedeniyle yargılanacaklar arasında yer almak istemiyorsa eğer, bizleri tehdit etmeyi, hayallerimizi yasaklamayı bir kenara bırakmalı, Kürt sorununun çözümü doğrultusunda çaba sarf etmelidir.

Abdullah Gül, Kürtlere “Kerkük’ten uzak durun” çağrısı yapacağına, Dışişleri Bakanı olarak devletini, hükümetini Kerkük’deki durumu daha da karmaşık hale getirecek uygulamalardan uzak tutmalı, Irak halklarının iradesi sonucu kabul edilen Anayasa’nın ilgili maddesinin uygulanması önüne, Türkmenleri kullanarak engeller çıkarmamalıdır.

“Mesele Türkiye’nin dostluğunu kazanmaktır” diyerek Güneyli Kürtleri TC’nin dostluğunu kazanmaya ve bu amaçla da “Kürdistan hayali”ni bir kenara bırakmaya, Kerkük’den uzak durmaya, PKK’yı desteklemekten vazgeçmeye çağıran Abdullah Gül, kendisini dev aynasında görmekten, Türkiye’nin bölgedeki rolünü abartmaktan vazgeçmeli. Güneyli Kürtlerin uzattığı dostluk elini tutmalı, Güney Kürdistan Hükümeti’nin egemenlik haklarına saygı gösterip O’nunla iyi ilişkiler kurmalıdır.

Abdullah Gül unutmamalıdır ki, kendilerini halkının kurtuluş mücadelesine adayan Kürt liderlerin “Miloseviç” olmayacakları kesin.

Ama TC’nin Kürtlere yönelik inkar, imha ve saldırı politikasının sürdürülmesi halinde, Abdullah Gül ve devletin üst kademelerinde yer alan benzeri kişilerin birer Taha Yasin Ramazan veya Berzan İbrahim Tikriti olacaklarına ve onların kaderini paylaşacaklarına kuşku yok..

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver