SAL: 7
HEJMAR: 193
9 Mart 2007
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

Kürtlere Ateş Etmek Serbest..

Davul ve Tokmak

Atı Arabanın Önüne Koymak

Milliyetçilik Yarışı

Ben Erdoğan Hayranıyım!..

Katil Kim?

Zor Günler

MESUD TEK
 
Evren Vakası ve Eli Taşın Altına Koymak

2007 yılının özellikle Kürtler açısından zorlu geçeceği öngörüsünde bulunanların haklı oldukları, daha şimdiden belli oldu.

AB karşıtları ve statükocular ile değişim ve demokrasi taraftarları arasındaki mücadele nedeniyle, Türkiye’de ortalık toz duman.

Yargı, silahlı ve silahsız burokrasi, demokrasi ve değişimin önünü almak için her yola başvuruyor.

Ülke yönetiminden birinci dereceden sorumlu TC Başbakanı Güney Kürdistan ile ilişkiler konusunda birşeyler söylüyor.

Memuru, emrinde olması gereken Genelkurmay Başkanı, amirinin aksi şeyleri dile getiriyor..

Son Kenan Evren vakası, Türkiye’deki siyasi yapıyı en iyi biçimde gösteren ortaya, koyan fotoğraf karesidir.

Seçim barajının düşürülmesi, Kürtlerle iyi geçinilmesi, Güney Kürdistan gerçeğinin kabul edilmesi ve Kerkük’ün işgali gibi söylemlerden uzak durulması gerektiğini söyleyen Evren, ulusalcı ve milliyetçi kesimlerin saldırısı altında.

Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı emekli Orgeneral şener Eruygur’un, Jandarma Genel Komutanı iken gerçekleştirdiği kanun dışı fişleme olayı karşısında kılını kıpırdatmayan savcılar, bazı doğruları dile getiren, eski Cumhurbaşkanlarından Kenan Evren hakkında jet hızıyla “vatana ihanet” suçundan dava açıyorlar.

Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterirken, Evrenin söylediklerinin gerçek olup olmadığını tartışmak yerine, sağcısından solcusuna kadar uzanan geniş bir yelpazede, O’nun 12 Eylül ve sonrası dönemdeki icraatları gündeme getiriliyor.

Kenan Evren ve öteki darbeci generallerin yaptıkları ortada.

12 Eylül faşist rejiminin baskı ve cinayetleri filmlere, roman ve televizyon dizilerine konu oldu.

12 Eylül rejiminin Kuzey Kürdistan’daki, Diyarbakır 5 Nolu’daki zulmü ise, masal

anlatıcılarını, film yapımcılarını bekliyor.

Hiç kuşku yok.

Kenan Evren ve darbeci arkadaşları eli kanlı birer diktatördürler.

12 Eylül faşist rejimi Türkiye’ye deli gömleği giydirmiştir ve bu durum bugün de varlığını koruyor.

12 Eylül Anayasası ve o dönemde çıkartılan bazı kanunlar kaya gibi sağlam ve yerinde duruyorlar.

12 Eylül rejiminin diktiği ve ülkeye dar gelen elbiseye karşı çıkmayan bazı kesimlerle, bu elbisenin değişmesi için yeterince çaba sarfetmeyenlerin, Kenan Evren’in dile getirdiği doğrular karşısında celallenmeleri, onların Kürt düşmanı yüzünü ortaya koyuyor.

Çünkü Kenan Evren’in saldırıya neden olan son söylemleri, ağırlıkla Kürt sorunuyla ilgili.

Evren’in “darbe yapmak”, “Anayasayı değiştirmek” suçuyla yargılanması amacıyla iddianame hazırlayan onurlu hukukçulardan Savcı Sacit Kayasu’nun başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmedi.

O dönemde göğsünü Kenan Evren’e siper edenler, Sacit Kayasu’yu “görevi kötüye kullanmak” suçuyla meslekten ihraç edip bir yıl hapis cezasına çarptırılmasını asğlayanlar, bugün Evren’e “vatan haini” yaftasını yapıştırıyor; O’nu Demokratik Toplum Partisi DTP’den seçimlere katılmaya çağırıyorlar!..

Milliyetçi solcular ya da moda değimle ulusalcılar, ABD’nin istemiyle darbe yapan Kenan Evren’in son açıklamalarını da bu devletin istemi üzerine yaptığını söylüyorlar.

Evren ve arkadaşlarının 12 Eylül askeri darbesini ABD’nin istemi ve yardımıyla yaptıkları, ABD uşağı bir politika izledikleri elbette doğru.

Evren’in dile getirdikleri, ABD’nin Türkiye’ye ilişkin görüşleriyle de örtüşebilir.

Ya da ABD O’na bunları söyletmiş olabilir..

Ama tüm bunlar söylenenlerin yanlış olduğunu göstermez.

Evren’in son söylemlerinin Kürtlerin bazı talepleriyle çakışmasının, O’nu Kürtler nezdinde ak sütten çıkmış bir kaşık haline getirmediği gibi...

Ne gibi saiklerle söylemiş olursa olsun, Evren’in dile getirdikleri gerçekçidir.

Değişim ve demokrasi isteyenlerin bir kısım talepleriyle çakışmaktadır, ulusalcıların içine düştüğü sefil durumu ortaya koymaktadır

12 Eylül generallerini koruma zırhı altına alan Anayasa Maddesini değiştirmek, Evren’i darbe yapmak, hukuku, hak ve özgürlükleri ayaklar altına almak suçuyla yargılamak amacıyla hiç bir şey yapmayan AKP hükümetinin ileri gelenleri de, Kenan Evren’e saldıran koro içinde yer alıyorlar.

AKP hükümeti bu tavrıyla da baltayı ayağına vurmaya devam ediyor; dişe diş bir mücade içinde olduğu kesimlerin değirmenine su taşıyor.

Değişim ve demokrasi yanlılarıyla karşıtları arasındaki kapışmanın önemli aşamalarından biri olan Çankaya Muharebesi’nde, sona doğru hızla yaklaşılıyor.

Ne yazık ki Kürtler, sol, sosyalist ve demokrasi güçleri Çankaya Muharebesi’nin aktif tarafları arasında bulunmuyorlar.

Ve Cumhurbaşkanlığı Köşkü için verilen mücadele “kışla siyaseti” ıle “cami siyaseti” arasında cereyan ediyor.

Kravatlısı, üniformalı ve kalpaklısıyla kışla, “laik cumhuriyetin kalesi” Çankaya Köşkü’nün cüppeli ve sarıklıların eline geçmemesi için cansiparene savaşıyor.

Kışlanın emrindeki medya, eski arşivleri karıştırıyor. Cami siyasetine bağlı olanların, yıllar önce yaptıklarını, söylediklerini gazete stunlarına, televizyon ekranlarına taşıyor.

TC Başbakanı Erdoğan’ın Güney Kürdistan’a ilişkin sağduyulu söylemlerini “vatana ihanet” olarak değerlendiren ırkçı-şoven ve militaristler, AKP yöneticilerini Yüce Divan’da yargılamayla tehdit ediyorlar.

Hrant Dink’in katledilmesiyle birlikte daha saldırganlaşan Türk ırkçılığı, herkesin önünde etnik temizlikten bahsediyor.

Ama AKP hükümeti, yaşanan gelişmeler karşısında dut yemiş bülbül gibi.

Katledilmesinin üzerinden bunca zaman geçtiği halde, Hrant Dink cinayeti aydınlanamadı.

Öyle anlaşılıyor ki bu kez de Erdoğan’ın söyledikleri havada kalacak, “gideceği yere kadar gidilemeyecek.”

Çünkü Türkiye’de milliyetçiliği körükleyen, Hrant Dink ve benzeri cinayetleri düzenleyenlerin uzantıları hükümette de yer alıyorlar.

Adalet Bakanı “301 Cemil”, gerçeklerin ortaya çıkmasını engellemek, değişim ve demokrasinin önünü tıkamak amacıyla canını dişine takmış vaziyette.

Cemil Çiçek, 301. Maddeyi savunurken Türk aydınlarının hepsini bir sepete koyuyor, onları “omurgasız ve ikiyüzlü olarak” nitelemekten geri kalmıyor.

Hırant Dink cinayetinde dahli oldukları gün gibi ortada olan emniyet mensuplarından hesap sorması gereken İçişleri Bakanı ise, Kürtlerle uğraşıyor.

Diyarbakır Valisi “açık ve yakın tehlike mevcudiyeti” nedeniyle Kürt Ulusal Demokratik Çalışma Grubu’nun hazırladığı Kerkük Konferansı’nı yasaklıyor.

Kerkük’e yönelik Türk resmi politikalarının dile getirildiği, Kürtlere ve Güney Kürdistan Siyasi Önderliği’ne bol bol hakaretlerde bulunulduğu konferanslara karşı demokratça ve hoşgörülü davranan, bunlardan bazılarını örgütleyen AKP hükümeti, Kürtlerin görüşlerini dile getirmesi sözkonusu olunca, hemen şahinleşiyor.

Türk büyüklerinin anılmasını teşvik edenler, ölümsüz lider Mela Mustafa Barzani’yi anmak isteyen Kürt gençlerine amansızca saldırmakta herhangi bir beis görmüyorlar.

HAK-PAR yöneticileri hakkında Anayasa Mahkemesi ve diğer mahkemelere suç duyurusunda bulunuluyor.

Gerçekleştirdiği kongre sonrasında DTP hakkında davalar açtırılıyor; bu partinin il ve ilçe binaları basılarak üyeleri gözaltına alınıyor.

Bu ve benzeri gelişmeler gösteriyor ki sağdulu davranarak Güney Kürdistan siyasi önderliği ile ilişki kurmayı planlayan AKP hükümeti, birkaç oy uğruna milliyetçilerle aynı çuvala girecek, Kuzeyli Kürtlerin uzattığı barış ve dostluk elini tutmayan hak ve özgürlük taleplerine kulaklarını tıkamaya devam edecektir.

Ki bu, Kürtleri potansiyel suçlu olarak gören siyasette ısrardan, insanlık dışı politikanın devam ettirilmesinden başka bir şey değildir.

Biz Kuzeyli Kürtlere düşen görev, yaklaşan Newroz nedeniyle provokasayonlar, oynanmak istenen oyunlar karşısında bilinçli ve uyanık olmak, seçim sürecini ulusal demokratik mücadeleyi geliştirecek bir zemine çevirmektir.

Bunu sağlamanın yolu ise, Kürt yurtseverleri arasında iş ve güç birliğini oluşturmaktan, seçimlere “Kürt Bloku” halinde ve kendi bayrakları altında katılmaktan geçer.

Bu kutsal ve onurlu görevi yerine getirmek için, başta legal siyaset alanında mücadele eden siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri olmak üzere herkes elini taşın altına koymalıdır.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver