Önce bir Danimarka gazetesinde, daha sonra da öteki bazı Avrupa ülkelerinde çıkan gazetelerde yayınlanan karikatürün başlattığı tartışmalar ve olaylar giderek yayılıyor.
Tartışmalar özellikle basın özgürlüğüyle dini ve ulusal değerlere saygı arasındaki sınır konusunda yoğunlaşmış durumda. Basın özgürlüğünün sınırları nereye kadar uzanıyor? Ulusal, dini ve benzeri değerlere yapılan saygısızlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü olarak değerlendirmek mümkün müdür? Bu değerlere saygıyı korumak için basın özgürlüğünü sınırlandırmak mı gerekir? Bir başka ifadeyle ulusal ve dini değerler adına hak ve özgürlüklerden vazgeçilebilinir mi? Ya da bu özgürlükleri sınırlamak mı gerekir?
Saygı ile özgürlükler arasındaki ilişki ve çelişkiler, bu ikisi arasındaki dengenin nasıl kurulacağı konuları sürekli tartışıldı, tartışılacak. Hz Muhammed’le ilgili karikatürü yayınlayan editörünün de dediği gibi bu kez de öyle olacaktı, ama eğer “iyi saatte olsunlar” devreye girmeseydiler!..
Kabul etmek gerekir ki sözkonusu karikatörlerin yayınlanması iyi saatte olsunların ekmeğine yağ sürmüştür. ABD ve bazı Avrupa ülkeleriyle çok ciddi sorunları olan Suriye, İran ve öteki devletlerin “ders vermek” adına herekete geçmeleri, fanatikleri kışkırtmaları, onların eylemlerine gözyummaları kadar normal ne olabilir ki?
Usama bin Ladin ve yarenlerinin “bize yine iş çıktı” deyip ellerini ovuşturduklarına kuşku yok.
Filistin, Irak, İran, Suriye, Endenozya, Lübnan’da, İskandinavya ülkeleri ve AB temsilciliklerine karşı yapılan saldırıların arkasında bu devletlerle, El Kaide ve benzeri fanatik İslami örgütlerin bulunduğunu görmek için allemeyi cihan olmak gerekmiyor.
Temsilciliklerin işgal edilmesi, yakılıp yıkılması da Avrupa ülkerindeki ırkçı, faşist ve yabancı düşmanlarının ekmeğini yağlamıştır. Önümüzdeki günlerde Almanya, Fransa, İngiltere başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde gerginliklerin ve çatışmaların yaşanması şasırtıcı olmayacaktır.
Görüldüğü gibi sözkonusu karikatürün yayınlanması, (amacı öyle olmasa bile) her iki kesimdeki fanatiklerin harekete geçmesine yol açmış, gerginliklerin çatışmaya dönüşmesini tetikledi.
Ve böylece bir kez daha aklı selim boğuntuya getirildi, İslam ülkelerinde başlayan reform ve demokratikleşme tartışmaları gerilere itildi.
Filistin seçimlerinin galibi ve ülkenin yeni yöneticileri HAMAS yetkilileri başta olmak üzere, bazı Arap ülke yöneticilerinin açıklamaları da, ateşe benzinle gitmeden başka bir şey değil. Örneğin HAMAS yetkilerinin “karikatürlerin yayınlanması öldürülmeyi haklı kılan bir suçtur” demesi, bir fetvadır, ölüm fermanıdır.
Ayrıca karikatürlerle yapılan saygısızlık, bazı islami güçlerin döktükleri kanı haklı çıkarmaz.
Çok eskilere, islamiyetin yayıldığı dönemlere kadar gitmeye gerek yok.
Kürtler, hizmet dışında, islama nasıl bir saygısızlık yapmışlardı ki Humeyni onlara karşı cihad ilan etti? 8 bin Barzani erkeğinin, Halepçelilerin, Enfallerde yokedilen kadını, çocuğu ve yaşlısıyla 180 bini aşkın Kürdün islama ne gibi saygısızlıkları oldu?
Binlerce Kürt köyünün yakılıp yıkıldığı, milyonlarca Kürdün ata baba toprağında kopartılıp yoksulluğa mahkum edildiği Türkiye de Müslüman bir ülkedir.
Irak’da “Allahu ekber” nidaları eşliğinde suçsuz günahsız insanların kelleri uçuruluyor. Bomba yüklü araçlarla camilerin içine girenler de allahu ekber” diye bağırıyorlar.
Türkiye’de yaşayan Yezidi Kürtler, Süryaniler ve öteki dini azınlıklar bugün parmakla sayılacak hale gelmek için ne gibi saygısızlık yapmışlardı acaba?
Türkiye’deki son gösterilerde yapılan el işaretleri, Trabzon’da bir papazın “Allahu ekber” nidaları eşliğinde katledilmesi, bu ülkenin “iyi saatlerde olsunlar”ının da harekete geçtiği gösteriyor.
Öte yandan saygısızlık mı, yoksa yok saymak, inkar etmek mi daha ağır bir suçtur?
Geçmişi bir yana bırakalım. Son olarak Başbakan Erdoğan’ın, dini vecibelerini özgürce yerine getirmelerine dair taleplerde bulunan Alevilere, “camiler orda gidin orada ibadet edin” deyip, bu inancı inkar etmesi az mı saygısızlıktır?..
Türkiye’de hak ve özgürlükler her zaman resmi ideolojinin belirlediği ulusal ve dini değerlere feda edilmiştir. Bu ikisi arasındaki denge ikincilerin lehine kurulmuş ve hukuk sistemi bu denge üzerine inşa edilmiştir. Bu azımsanacak bir suç mudur?
Ayrıca Türk Devleti, Roj TV’yi kapatmayan, Kürt sorunu ve demokrasi konusunda eleştirel bir tavır sergileyen Danimarka ve İsveç gibi İskandinav ülkelerinin, sözkonusu gösterilerle korkutulmasına, burunlarının yere sürülmesine içten içe sevindiğine de şüphe yok. Erdoğan’ın son açıklamaları da bunun bir kanıtı.
Kendi ülkesindeki dini inançlara saygı göstermeyenlerin, Batı ülkelerinden İslama saygılı olmayı istemeleri hiç de inandırıcı olmuyor.
Ama burası Türkiye ve burada herşey mümkün...
|