Türkiye, Kürt nüfus yapısını ortadan kaldırmak için, daha
önceki tarihlerde uyguladığı sistematik baskılar, göçler
ve çıkarılan iskan yasalarının, istenilen şekilde etkili
olamamaları, Türkiye’yi yeni politik önlemler almasına itmiş
ve bu eski uygulamalara ek olarak 1960’dan sonra Kürtlerdeki
hızlı nüfus artışını önlemek için, doğumları kontrol altına
alarak, çeşitli sağlık ve eğitim kuruluşlarının aracılığıyla,büyük
Kürt aile modelini küçültmeye çalışmalarına ağırlık vermişti/vermektedir.
Kürt nüfus olgusunun, cumhurıyet devrinde, Türk ulusal politikaları
içinde eritilmesi süreci Misak-ı Milli (1920) ve Lozan Antlaşması
(1923) ile başlamıştı.Bu süreç paralelinde, söylenebilme
olanağı yaratılan ulusal yurt, ulusal devlet, ulusal iç ve
dış politika, ulusal sınırlar,ulusal kalkınma, ulusal kültür
v.b. pek çok kavram ile,Türk nüfusunu, Kürt nüfusunun inkarı
üzerinde inşa etme siyaseti kabul edilmişti. Türkiye’de,
Kürt nüfus yapısını, Türklük icinde gören, yeni nüfus siyasetini,
Ş.S.Aydemir, Kadro Dergisinde 1930’lu yıllarda şu satırlarla
dile getirmektedir: “Çok nüfus, tok nüfus, şen ve zengin
nüfus istiyoruz. Anadolu’yu boş, yoksul, yaşlı ve viran bırakan
dünkü mazimize karşı, günden güne eşelenen ve alevlenen bir
kinimiz vardır. Kalabalık, şen ve zengin Anadolu yaratmanın
enerjisini, bu kinimizin gittikçe tazelenen ve taravetleşen
şiddetinden alıyoruz. Dünün idaresinden teslim aldığımız
bugünkü Anadolu, bütün tarihinin, tarih devirlerinin en tenha
ve en bakımsız bir Anadolusu’dur. Bütün medeni kabiliyetleri
ihmal edilmiş, ihtiyaçları azaltılmış, adeta medeniyet harici
kılınmış 14 milyonluk bu memleket halkını en kısa zamanda
hiç değilse iki misline çıkaramazsak, yarının çok nüfuslu
ve ileri teknikli milletleri karşısında bekamızı tehlikeye
atmış oluruz…Hülasa Anadolu, bugün bize metruk gibi görünen
yolunmuş tabiatı altında, yeni bir cennet hayatının bütün
şartlarını saklayan bakir bir ülkedir. Bu ülke, Türk milleti’nin
kalabalıklaşmasını ve çoğalmasını bekliyor. Hedefimiz ileri
teknikli, şen ve kalabalık bir Türk milletidir”.
Ş.S.Aydemir Kürt nüfus yapısından ve Kürdistan coğrafyasında
yaşananlardan özellikle kaçınarak, Kürt nüfus yapısınıda
kalabalık Türk ulusunun nüfusu içinde göstermekte, herhangi
bir sakınca görmemektedir. Bu politikalar, dönemin parti
ve hükümet programlarına da yansımaktaydı. Örneğin, 1924’te
kurulan Terakiperver Cumhuriyet Fırkasının programının 13.maddesinde
Türk nüfusunun Kürdistan’da artırılmasına yönelikti. C.H.P’nin
1931 yılında kabul edilen fırka programında da, Kürt nüfus
yapısının yok edilmesine yönelik siyasal uygulamara ağırlık
verilmişti. Buna bağlı olarak 1932 yılında bir nüfus komisyonu
kurularak, Kürt nüfus yapısı alanındaki sorunların çözümü
için alınması gereken önlemlerin araştırılması kararı alınmıştı.
Söz konusu komisyon ilk raporlarını 1934 yılında yayınlamaya
başlamıştı. Kürt nüfusu ile ilgli bilgiler ise gizli tutulmaya
çalışılıyordu. Kürt nüfus yapısıyla ilgili bu gizli raporlardaki
bölümler içişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya veriliyordu. Kürt
nüfus olgusunu ortadan kaldırmak için, bu gizli raporlar
paralelinde 1934 tarihinde bir iskan yasası çıkarılmıştı.
2510 sayılı iskan kanunu ile Türkiye’de, Türk kültürüne bağlılık
dolayısıyla nüfus oturuş ve yayılması şöyle tarif ediliyordu;
Kürdistan’da, Türk nüfusun yerleştirilmesi istenilen yerler,
Türk kültürüne temsili istenen nüfusun nakil ve iskanına
ayrılan yerler; Kürdistan’da yer, sıhhat,. iktisat, kültür,
siyaset, askerlik ve inzibat nedenleriyle boşaltılması istenen,
iskan ve ikametin yasaklandığı yerler. Bu yasa katı bir Türk
ulusçuluğunu içermekle birlikte, yasada Kürdistan’daki Kürt
nüfus yapısından doğan savaş ve güvenlik kaygıları da fazlasıyla
ön plana çıkarılmıştı. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya göre
bu yasa, ülkede büyük bir davanın çözümünü sağlayacak bir
yasaydı. Yani Kürt ulusunun nüfus yapısı göç ve iskan yasalarıyla
yok edilecekti. Kaya’ya göre, sömürge Kürdistan’da çıkan
sorunları çözecek nitelikte olarak değerlendiriliyordu. Bu
yasa ile Kürt coğrafyasında, Türk ulusal nüfusunun fazlalaşacağına
da inanılıyordu.
Kürt nüfus olgusunu dikkate alarak çıkarılan 1934 iskan
yasasına öncülük eden ve 1915-1918 soykırımlarının uygulayıcılarından
biri olan Şükrü Kaya, yasa hakkında şunları söylüyordu; “...bir
memleketin uğrayabileceği felaketlerin en büyüğü nüfus kıtlığıdır.
Memleketimiz veludiyet itibariyle milletlerin başında gelen
bir ırkın elindedir. Büyük afetlerden büyük muharebelerden
azade kalacak bir Türk nesli çok zaman geçmeyecek, bu memleketi
dolduracak ve taşıracaktır. Bunu biz hayatımızda görmeye
namzet bahtiyarlarız. Nüfusumuzun taşkın olduğu ve bugün
Avrupa’nın kesif denilen yerlerindeki kadar kesif olan topraklarımız
vardır. Bu topraklardaki halk, bugün için vatanın hadisat
dolayısıyla boşalmış olan kısımlarını doldurmaktadır. Şimdiye
kadar kanunlarımız hariçten gelen Türk muhacirlerine yardım
ederdi. Bu kanun, nüfus kesafeti aşkın ve taşkın olan yerlerden
nüfusu daha az olan vilayetlere gidecek olanlara yardım edecektir.
Çünkü bir memleketin asıl ve asli nüfus sermayesi kendi nüfusudur.
Hariçten gelenler değildir. Bugün 18 milyon olan nüfusumuz,
belemehal 25 sene sonra 35-40 milyon olmaya namzettir. Bu
itibarla, dahildeki yerli vatandaşları kesafetine nazaran
daha az nüfuslu yerlere sevketmek ve kendilerine sühulet
göstermek cok faydalı bir tedbirdir“. Açıklamasıyla, Kürt
nüfus yapısını yok etmek için Şeyh Sait ve Ağrı isyanlarında
gerçekleştirilen harekatlardan sonra, Dersime yapacakları
savaşın hazırlıklarını başlattıklarını ilan ediyordu.
Türkiye’nin 1923’ten beri Kürdistan’da uyguladığı iskan
ve göç politikaları, her yönüyle Kürtleri etkilediği gibi,
en çok da Kürt nüfus yapısını etkileyerek zedelemiştir. Kürt
nüfus yapısını bilinçli Türkçü politikalarla tahrip eden
Türkiye rejimi, Kürdistan’daki nüfus olgusu ve süreçlerinin
günümüzde verilerle araştırılması işini de zorlaştırmıştır.
Örneğin, göç ve iskan yasalarıyla Türkiye’ye göçertilen Kürtler,
bir/iki nesil sonra fiilen bitme noktasına gelmekte ve aksi
ifade edilse de, fiili olarak, en iyimser bir düşünce ile
„Kürt kökenli, Türklere“ dönüşmekten kurtulamamaktadırlar.
|