SAL: 6
HEJMAR: 165
8 Ağustos 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

Arapsaçı

“Çeteler Cenneti”

Halepçe Olayları Neyi Gösteriyor, Neyi Gerektiriyor?

Acaba Öyle Mi?

Kansere Razı Etmek İçin Ölümle Tehdit Etmek

Güneyli Kürtlerin Büyük Sınavı

İpe Un Sermek

Sadak’ın Sadakati

Tek Yanlı Aşk

Süreç ve Önümüze Koyduğu Görevler

Erdoğan’ın Sınavı

Filmi Başa Sarmak

“İyi Çocuk”lar Cenneti..

Yanlışta Israr

Zeytin Dalı

Madımak

Ektiğini Biçmek!..

Şahinler ve Riyakarlar

Başbakan Doğru Söylemiyor

Hizaya Getirmek

 

MESUD TEK
 
Kirlenme, Çürüme Ve Çifte Standart

Çürüme Türk toplumunu çepeçevre sarmış durumda.

Toplum, milliyetçi, ırkçı-şoven, hamasi nutuklar eşliğinde içten içe ve son hızla çürüyor.

Çürümenin temel nedeni sömürüdür; toplumsal adaletsizliktir.

Toplumun ezici çoğunluğu nana muhtaç, açlık sınırında yaşarken, mutlu bir azınlığın keyfi sefa sürmesidir. İşsizliğin başını alıp gitmesi, hak ve özgürlüklerin mumla aranır hale gelmesidir.

Aş, iş ve özgürlük istemlerine zorbalıkla, kan ve barutla cevap vermektir, vb...

Yapılan araştırmalar, açıklanan istatistiki bilgiler ve yaşananlar, Türkiye’de ekonomik, siyasal, sosyal ve ahlak alanlarında görülmedik düzeyde bir kirlenmenin, çürümenin yaşandığını gösteriyor.

Örneğin 2005 yılı ilk yarısında Türkiye’de şahsa ve mala karşı işlenen suçlarda yüzde 60’lik bir artış var.

Bu rakamlara bir felaket halini alan trafik suçları dahil değil.

Uyuşturucu sektörüne ilişkin suçlardaki artış oranı ise yüzde 10.

Uyuşturucu kullanma yaşı 10’a kadar düştü.

Hırsızlık yaşı da öyle. 3,5 yaşındaki küçücük bir kız ikinci hırsızlığını yaparken yakalandı.

Kapkaç olayları günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

Bu sorunun köklü çözümünden umut kesilmiş olacak ki, uzmanlar televizyon ekranlarında kapkaçcılardan nasıl korunacağına, saldırıya uğranılması halinde nasıl davranılacağına dair dersler veriyorlar!

Tinerciler ve sokak çocukları sorunu ise tam bir feleket.

„Diyarbakır Yerel Gündem 21“ tarafından yapılan bir araştırmaya göre, sadece Diyarbakır’da 20 bin sokak çocuğu var!..

Çürümenin yol açtığı sokak şiddeti de tavana vurmuş durumda.

Orta dereceli okullar „sokak çeteleri“ arasındaki savaşlara alan olmuş.

Halk yığınları, “kendin pişir kendin ye” misali, yakaladığı “suçlu”ların cezasını, yargıya güvenmediği için kendisi kesiyor!..

Hortumlanan bankalar, kredi kartı nedeniyle yaşanan ve gazete sayfalarıyla televizyon ekranlarından eksik olmayan aile dramları da, çürümenin bir başka yüzünü oluşturuyor.

Çürüme ile baskı ve zorbalık, çürüme ile devlet terörü arasındaki orantı, doğru bir orantıdır.

Baskı ve devlet terörü, çürümeyle birlikte ve ona bağlı olarak artar.

Çürüme ve devlet terörü; bir birini geliştirirler, bir arada gül gibi geçinirler!..

Türkiye’de yaşanan çürümenin başta gelen nedenlerinden birisi de, Kürt sorununun çözümsüz kalmasında, sorunun askeri çözümünde israr etmektir.

Bir başka değişle Kürt halkına karşı uygulanan imha ve inkar politikası, yürütülen kirli savaş süreci militarizmi güçlendirmiş, devlet çarkındaki çürümeyi artırmıştir.

Susurluk Raporu’nun kamuoyuna açıklanan bölümü bile, çürümenin vardığı noktayı göstermektedir.

Son dönemlerde Yüce Divan’da yargılanan bakanların sayısı devlet çarkındaki çürümenin somut bir ifadesidir. Düzen partileri liderlerinin, siyasi dengeler uyarınca, “körler, sağırlar birbirini ağırlar” misali, karşılıklı olarak birbirlerini “ak”lamaları, onların suçsuzluğunu göstermez.

Genelkurmay’ın kendi içinde yolsuzluk ve rüşvet nedeniyle başlattığı soruşturmalar bir yana.

Son dönemlerde “ortaya çıkartılıp çökertilen” çeteler içinde, yüksek rutbeli subaylarla, militarist çarkın birer dişlisi haline gelen korucu ve PKK itirafcılarının yer aldığı çetelerin önemli bir yekün tutması, çürümenin vardığı boyutu göstermektedir.

Türkiye’de militarizmin ekonomi, yargı, basın, idare, ve benzeri alanlarda toplumu bir ahtapot gibi sarıp sarmaladığı bir gerçek.

Görevde olanı ve emeklisiyle generallerin, başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi, barış ve AB yanlılarını tehdit etmeleri bu nedenledir.

Jandarmanın, Jandarma Genel Komutanlığı Kurmay Başkanı’nın emriyle, Diyarbakır’da görev yapan vali, kaymakam ve öteki üst düzey yöneticileri fişlemesinin arkasında, sivil yöneticilere güvenmeyen militarist çark vardır.

Yaşar Büyükanıt’ın, Van Mahkemesi tarafından 39 yıla mahkum edilen Şemdinli bombacılarından birinı, “tanırım, iyi çocuktur” diyerek açıktan sahiplenmesi, bu nedenledir.

Korgeneral Altay Tokat’ı cesaretli kılan da bu militarist çarktır.

“Müsaade etseler, kimyasal silah kullanır, bölgede ot bitmesine bile izin vermem” diyecek kadar gözü kara bir Kürt düşmanı olan Altay Tokat’ın, görev bölgesindeki eylem çetelesine ilişkin bilgiler, İnsan Hakları Derneği’nin açıklamasında var: 383 ölü ve 125 kayıp.

Unutmamak gerekir ki bu rakamlar İnsan Hakları Derneği’ne ulaşan ya da derneğin ulaşabildiği rakamlar. Gerçek rakamların, verilenlerden kat be kat fazla olduğuna kuşku yok.

Altay Tokat, sırtını dayadığı sistemin ne kadar güçlü olduğunun bilincinde.

Emekli korgeneral, öteki meslektaşları gibi, koca, koca profesörlerin, hukuku yutmuş hakim ve savcıların, medya kuruluşları sahip ve yöneticilerinin, generaller karşısında nasıl hazırola geçip birifing alarak aydınlandıklarını biliyor.

Bu kesimlerin kararların, manşetlerini buna göre tesbit ettiklerinin de farkında.

Onu böylesine pervasız yapan da parçası olduğu militarist çarka duyduğu güven.

Kaldı ki Altay Tokat bu güvenin de haksız da sayılmaz.

Başta Adalet Bakanı olmak üzere, Yargıtay, Barolar Birliği ve öteki yargı kuruluşları bunca zaman geçmesine karşın, sessizliğini koruyorlar.

Hukuku korumakla yükümlü olan Barolar Birliği Başkanı, bu konudaki görevini yerine getireceğine, Altay Tokat hakkında suç duyurusunda bulunacağına, hükümeti Güney Kürdistan’a saldırmada ikircikli davranmakla suçluyor. Türk ordusunun bir an önce Güney Kürdistan’a girmesini istiyor.

AB ve reform şampiyonluğuyla övünen hükümet ise tam bir aymazlık içinde, militarizme, resmi ideolojiye teslim olmuş, kendi mezarını kazmaya devam ediyor.

Bilindiği gibi, yöneticileri ve üyeleri arasında yüksek rütbeli subayların bulunduğu Sauna ve Atabey çeteleriyle birlikte, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (MGSB) de ele geçirilmişti. Başbakanlığın, çetelerin elinde olan ve Danıştay’ın istediği MGSB’yi “gizlilik” gerekçesiyle göndermemesi, çürümenin nerelere kadar vardığını gösteriyor.

Türk medyasının önemli bir bölümü, eskiden olduğu gibi şimdi de militarist çarka hizmete devam ediyor. Halka yanlış, yalan ve şişirme haberler pompalayarak, bilgi kirliliğine yol açıyor.

Militarist yapının en önemli payandalarından biri olan Türk medyasının son marifetleri Güney Kürdistan ile ilgili.

Güya Talabani’nin emri ile Irak’daki PKK kurumları kapatılmış.

Oysa PKK’ye bağlılığını inkar etmeyen Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi Başkanı Faik Guli, “bu konuda bize herhangi bir talimat gelmedi” diyerek Türk basınını yalanlıyor.

Kızılelmacıların bir sitesinde yer alan bir palavra, anlı şanlı köşe yazarlarının derin tahlillerine neden oldu. Güya Türk Özel Kuvvetleri, “istediğimiz zamanda seni yokederiz” mesajını vermek için, Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin burosunu basarak kendisini rehin almışlar!..

Buna karşılık, Kürdistan Bölge Başkanlığı yaptığı açıklamada, sözkonusu haberin yalanlanmaya değmeyecek kadar büyük bir palavra olduğunu söyledi.

Türk basını son günlerde bir yandan Murat Karayılan’ın Türkiye’ye iade edilmek üzere “paketlendi”ğine, öte yandan da Neçirvan Barzani’nin, Murat Karayılan ile görüşüp PKK’nin Güney Kürdistan’ı terketmesini istediğine ilişkin uydurma hikayeler anlatıyor.

Besbellki ki tüm bunlar Güney’e yönelik müdahaleye hazırlık için.

Hükümetiyle, muhalefetiyle, basın, sendika ve resmi kurumlarıyla Türkiye, bir bütün olarak İsrail’in Güney Lübnan’a ve Filistinlere yönelik saldırısına karşı çıkıyor.

İsrail’in çocuk, kadın ve sivilleri öldürmesini kınıyorlar.

Ama kendileri İsrail’in Güney Lübnan’da yaptıklarını Güney Kürdistan’da yapmak için can atıyorlar.

Bu ise tam bir iki yüzlülüktür; çifte standarttır.

Çürüme, militarizm ve çifte standart.

Üçüz kardeş gibi birbirini geliştirerek birlikte büyüyorlar, toplumu nefes almaz hale getiriyorlar.

Toplumun nefes alması için her seyden önce militarist yapının dağıtılması gerekiyor.

Ki, bugüne kadar yaşananların da gösterdiği gibi, bu AKP hükümetinin işi değil.

AKP hükümeti yapısı, programı ve dünya görüşü nedeniyle, istese de bunu başaramaz.

Bu iş, bugün de devrimci, demokrat ve sol güçlerin önündeki görevlerden biri olarak kalmaya devam ediyor.

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver