Türkiye’nin 1925-1938 yılları arasında Kürdistan’ı sömürgeleştirmek
için, iç politikada yürüttügü savaşta, Kürtlere karşı fiziki
yoketmeyi hedefleyerek, izlediği bu siyasette büyük oranda
başarılı olmuştu. Yok edilemeyen Kürt nüfusun, asimilasyon
amacıyla Türkiye’nin batı sınırlarına göçertilmesi amaçlanmış,
bununla Kürdistan’daki Kürt nüfusunun demografik yapısının
bozulmasının önü açılarak, 1908-1925 arasında düşünsel anlamda
örgütlenmeye çalışan, Kürt milliyetçiliğinin yok edilmesi
düşünülmüştü. Diktatör Atatürk döneminde sömürge Kürdistan
topraklarına yönelik izlenen bu siyasi planlama, İ.İnönü
iktidarında (1938-1945) ve özellikle ikinci dünya savaşında
bu siyasal planlamanın hangi boyutlarda uygulandığına dair
araştırmaların yetersizliği, Kürt tarihinde önemli bir boşluk
yaratmaktadır. 1938’den sonra Kürdistan’da zorunlu göçertilmelerle
ortaya çıkan kırsal ve kentsel nüfustaki değişimler ve bozulmalar
ile bu zorunlu göçlerin Türkçülüğe kanalize edilmesi,Türkiye’nin
ekonomik, sosyal, toplumsal ve siyasal yapısına yaptığı etkiler
ve Kürdistan’daki zorunlu göç hareketlerine karşı Türkiye’nin
aldığı idari tedbirler hakkındaki bilgiler,araştırıldıkları
taktirde, Kürdistan tarihinin önemli bir boyutunu oluşturacaklarını
tahmin etmek mümkündür.
Türkiye’de,İnönü dönemi olarak bilinen 1938-1945 tarihleri
arasında Kürtler üzerinde varolan şiddet uygulamalarının
yanında, Kürt toplumunun Türklüğe kanalize edilmesi için
Kültürel ve düşünsel çalışmalara da ağırlık verilmişti. Askeri
eğitim yoluyla yapılan bu tür çalışmalarla, 20.yy’da ilk
defa Kürt beyin göçünün Türkiye sınırları içinde,Türklüğün
hizmetine sunulması sağlanmaya çalışılmıştı. Türkiye’deki
tarihçiler genel olarak Kürt tarihini dile getirmedikleri
gibi, Kürt tarihinde önemli bir yer teşkil eden 1938-1945
dönemini de iç olmamış gibi, görmezlikten gelmektedirler.
Bu yazıda, Kürdistan tarihinde önemli bir yeri olan ve şimdiye
kadar tarihçiler tarafından pek araştırma konusu yapılamayan
1938-1945 dönemi hakkında kısaca bazı bilgiler vermeye çalışacağım.
Türkiye cumhuriyeti, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın destekleriyle
1938’e kadar Kürdistan’da yürüttüğü savaşlarda, Kürt topraklarının
büyük bir kısmını sömürgeleştirmişti.1938-1945 yıllarında
ise, Kürdistan’da asimilasyon politikasına ağırlık vererek,
Kürtlere ait bütün bilgiler üzerinde yasaklamalar getirerek,
bunların yerine Kürtlerin Türk olduğunu ortaya koyan propaganda
içerikli uydurma bilgi ve yayınlara ağırlık vermişti. Diktatör
Atatürk döneminde Türkiye içinde ve dışında, Kürt basın-yayınlarına
getirilen yasaklamalar, İ. İnönü devrinde de daha katı kurallarla
devam ettirilmişti. Kürtlerin Ankara’yı Başkent olarak tanımaları,
Türk siyasi hayatında (Türk olarak) kısmi olarak yeralmaları,
bu döneme denk gelmektedir. Kürtlerin hemen hemen tümden
yabancısı oldukları Türkçe ile zorunlu olarak tanışmaları,
konuşmak zorunda bırakılmaları ve Türkçe’yi konuşmayanların
çeşitli cezai tedbirlerle cezalandırılması gibi uygulamaların
temeli de 1938-1945’te atılmıştı. Örneğin; o tarihlerde Türk
eğitim kurumlarının Kürdistan’da zayıflığından dolayı, Kürt
gençleri/yaşlıları askere alınarak, askeri ocaklarda 4 ile
7 yıl arasında Türkçe eğitime tabi tutularak, Türk sosyal
ve kültürel yaşamına göre yetiştiriliyordular. Türkçe’nin
düzenli olarak sömürge Kürdistan’a girişi ilk etapta sivil
kurumlar aracılığıyla değil, askeri kurumların desteği ve
gücüyle sağlanmıştır.
Özellikle İ.İnönü ve Celal Bayar, Kürtlerin asimile edilmesinde
önemli roller oynamışlardı. Örneğin: aynı dönemlerde İngiltere’nin
Ortadoğu ve Kürdistan masası uzmanlarından W. S. Edmonds
,İsyancı unsurlar ortadan kaldırıldıktan sonra kalan Kürt
aşiretleri ise asimile edilmeye çalışılmıştır. Okul ve tarımsal
yöntemlerin geliştirilmesi çalışmalarının yanı sıra, ücra
bölgelere nüfuz etmeyi kolaylaştıracak kara ve demiryolları
yapımı da planlanmıştır. İnsan bütün bu çalışmaların başarısızlıkla
sonlanmasına şaşırmadan edemiyor. Anlaşılan yapıcı yöntemler
Türklere zor gelmektedir; doğudaki demiryolları yapımı ağır
aksak yürütülmüş, kuzeyde ancak Erzurum'a, güneyde ise yeni
Demiryolları ancak Diyarbakır'a kadar ilerleyebilmiştir.
Gerçi bir dizi okul yaptırılmış ve buralardaki az sayıda
Kürt'e Türkçe ders verilmiştir, ama genel olarak tasfiye
edilen feodal sistemin yerini alabilecek hiç bir yenilik
getirilememiştir. Ayaklanmaların yaşandığı bölgeleri gezenler,
karşılaştıkları tahribata uğramış ve boşaltılmış şehir manzaralarından
ister istemez etkilenmektedirler...Bununla birlikte Türk
hükümeti Kürtler üzerinde şimdiye dek hiç olmadığı kadar
otorite kurabilmiştir ve oldukça verimli bir politika yürütmektedir,
ordu ise her yerde hazır ve nazırdır. Hükümet bugünkü koşullarda,
herhalde dışsal müdahalelerden çekinmemektedir. Şimdilerde
en çok hangisinin, ulusçuluk hareketinin mi, yoksa asimilasyon
politikasının mi zaferle çıkacağı merakla beklenmektedir...“(Ali
Haydar Koç, Bir Belge ve Kürdistan’da Tarih Araştırmaları,
Deng dergisi, sayı 66). Aynı yıllarda Güney Kürdistan’ı bombalayan
İngiltere, Türkiye’yi Kürtlerin asimile edilmesi yönünde
destekleyerek, Türk yönetiminin Kürdistan’da yürüttüğü barbar
siyaseti verimli siyaset olarak nitelendirmektedir. Aynı
şekilde Fransa ve Rusya’nında Ortadoğu’da Kürtlere karşı,
Türkiye’ye verdikleri destekleri de unutmamak lazım. Öncelikle
Türkiye,nin ikinci dünya savaşında Kürtlere karşı sıkı tedbirler
aldığını, 33 Kürt köylüsünü 1943’te Van/Özalp’ta katletmesi
ve ardından 1 Aralık 1943’te müttefik ülkeler arasında yapılan
„Tahran konferansına“katılarak, Kürt sorunu karşılığında,
müttefik ülkelere askeri ve ekonomik tavizler vermişti. Tahran
Konferansının gizli oturumlarında, Kürtlere karşı alınan
kararlar, daha sonraki yıllarda Kürt sorununu önemli oranda
etkilemişti.
Türkiye’nin 1938-1945 döneminde Kürtlerden yararlandığı
konuların başında asker temini, ekonomik kalkınma ve en önemliside
Kürtlerin düşünen beyin gücünden Türkçülük anlamında yararlanmış
olmasıdır. 1938-1945 yılları arasında Türkiye, Türk dilinin,
kültürünün, edebiyatının, siyasi düşüncesinin, Türklere ait
sosyal yasamın ve Türk tarihinin sömürge Kürdistan topraklarına
girişini sağlayarak, cezai tedbirlerle, güçlü bir asimilasyon
siyaseti izlemiş ve bu siyasetin geliştirimiş uygulama biçimlerini
günümüzde Kürdistan’da güçlü bir şekilde görmek mümkündür.
|