SAL / YIL          : 7
HEJMAR / SAYI : 219
TARÎX / TARiH  : 06.09. 2007
 
MESUT TEK

Sözcüklerin Önemi!..

Bayrak, parti amblemleri, sancak, fors ve benzeri semboller gibi harfler ve bir kaç harften oluşan kısaltılmış adların da önemli olduğu biliniyor.
Birkaç harften oluşan sözcüklerin ifade ettiklerine ilişkin olarak ciltler dolusu kitaplar yazılabilir.
Ama doğrusunu söylemek gerekirse, son günlerde yaşananları gördükten sonra, bir tek harfin veya bir kaç harften oluşan bir sözcüğün bu kadar etkili olabileceğini, hayal bile edemezdim..
Harflerin, harflerden oluşan kısaltılmış adların önemi, anlamı ve içerdiği mesaj, kişilere, kişinin bulunduğu yere göre değişir.
Örneğin siyasi partilerin kısaltılmış biçimiyle adları.
HAK-PAR, DTP, ÖDP, AKP, CHP, ANAP, MHP, SP ve benzerleri..
PDK, YNK, PSK, HDKİ, PWD, PADEK, PİK, PRK, PKK ve daha niceleri...
Kürt kurum ve kuruluşlarını ifade eden ve birkaç harften oluşan sözcüklerin anlamı, verdiği mesaj, sömürgeci rejimler, Kürt halkı ile söz konusu partilere gönül verenler için farklıdır.
Sömürgeci rejimlerin nezdinde söz konusu sözcüklerin anlamı en hafifinden “terörist”, “bölücü”, “eşkıya” ve benzeridir.
Oysa partileri ifade eden bu birkaç harflik sözcükler, partilerin üye ve militanları için “uğruna ölümlere gidilip gelinen zuladaki resim”dirler.
Elbette sözcüklerin bu genel anlamlarının yanı sıra, belirli kesimler tarafından yüklenen anlamları da var.
Örneğin PSK’nin, bu partiye gönül verenler  için anlamı ile PKK’liler için anlamı bir değildir.
Aynı şeyleri PKK için de söyleyebiliriz..
PKK sözcüğünün, bu partinin üye ve sempatizanları nezdinde ifade ettikleriyle, PSK’liler nezdinde ifade ettikleri farklı farklıdır.
DTP Meclis Grubu Başkanı Ahmet Türk’ün kullandığı “Bölücü” terimi de öyle.
Son günlerde, Sayın Türk’ün, 5 kelimeden oluşan bu sözcüğü sarfetmesi üzerine bir kaşık suda fırtına kopartıldığına, hep birlikte şahit olduk.
DTP’yi 30 Ağustos resepsiyonuna çağırmayan Genelkurmay Başkanı’nı eleştiren, tavrını “asıl bölücülük bu değil mi” diye sorgulayan Ahmet Türk, Büyükanıt’ı “bölücülük”le suçluyor.
Sayın Türk daha sonra yaptığı açıklamada “bölücü” teriminin ağır olduğunu itiraf etse de, bu sözcüğe farklı bir anlam yüklüyor.
Benim bildiğim, bugüne kadar ulusal demokratik taleplerini dile getiren Kürtler, sömürgeci rejim nezdinde “bölücü” idiler; şimdi de öyleler.
Biz Kürtler ise bugüne kadar ulusal demokratik saflarda bozgunculuk yapanları bölücülükle suçladık; suçluyoruz.
Bir de bilinçli olarak Yezidilerin Kürt olmadığını iddia edenlerle Zazaları ve Alevi Kürtleri bizden kopartmak isteyenleri..
Önüne temel hedeflerinden biri olarak Türkiyelileşmeyi koyan DTP açısından, Sayın Türk’ün Genelkurmay Başkanı’nı “bölücülük”le suçlaması, elbette eleştirilmeyi hak etmiyor.
Ama eğer kabul ederse, Sayın Ahmet Türk’e naçizane bir önerim var.
Deneyimli bir politikacı olan Ahmet Türk ya söylediğinin arkasında durmalı, ya da “bin düşünüp bir söylemeli.”
Çünkü, “yanlış anladım”, “öyle demek istemedim”, “ağır oldu” vb deyimlerle, söylediklerinden geri adım atmak, kendilerine de bir şey kazandırmaz.
Bazen da bir tek harf bile ortalığı kasıp kavurmaya yetiyor.
Örneğin, “m” harfi, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na seçilmesinde sonra fırtına kopmasına neden oldu.
“M”, “m” olalı beri başına böyle bir şey gelmemiş, bu kadar kıymete binmemiştir, herhalde.
Yemin edip Cumhurbaşkanlığı görevine başlayan Abdullah Gül’e, GATA’daki bir törende yapılan “zenci” muamelesi televizyon ekranlarına, gazetelerin sayfalarına yansıdı.
Törende, konuşma yapmak için kürsüye çıkan generaller Abdullah Gül’ü selamlamadıkları gibi “cumhurbaşkanı” sözcüğünü de “m” harfiyle birlikte kullanmadılar.
Ve böyle yapmakla her soydan ve boydan ulusalcıların yüreklerine su serptiler.
Abdulmelik Fırat’ın “laikos-kemalikos” diye tanımladığı kesimler, “ılımlı İslamcılara” karşı 1-0 öne geçmişlerdi!..
Ama ertesi günü yapılan bir başka törende durum 1-1 oldu.
Konuşma yapan yüksek rütbeli subaylar, “m” harfini “cumhurbaşkanı” sözcülüğüyle birlikte kullandılar.
Büyükanıt da konuşmasını yapmak için kürsüye gitmeden önce, Gül’e “cumhurbaşkanı selamı” verdi.
Artık sevindirik olma sırası AKP ve çevresindeydi.
AKP yanlısı gazetelerde yer alan, televizyon kanallarında yapılan yorumlarda durumun normale döndüğü, aradaki buzların eridiği dile getirildi!..
Ama 30 Ağustos Bayramı resepsiyonunda yaşananlar, durumun hiç de AKP çevresinin göstermek istediği gibi olmadığını; gerginliğin devam ettiğini; Kemalistlerin tapulu malı olarak gördükleri Cumhurbaşkanlığı mevzisini kolayca terk etmek istemediklerini ortaya koyuyor.
Generaller “m” harfini kullanmayarak “laikos- kemalikos”ları, kullanmakla da  “ılımlı İslamcıları” sevindirik yapmışlardı.
Anlayacağınız, her iki kesimi sevince gark eden goller, generallerin ayaklarından çıkıyordu..
Bu arada “Gül benim cumhurbaşkanım değil” diye yazan gazeteci Bekir Çoşkun’a, “kabul etmiyorsan ülkeyi terk et” diyerek celallenen Başbakan Erdoğan’ın, “m” harfi ile “cumhurbaşkanı” sözcüğünü bir araya getirmede imtina eden, Gül’den “cumhurbaşkanı selamı”nı esirgeyen üniformalı memurları karşısında dut yemiş bülbüle dönmesi de, kopartılan gümbürtü arasında güme gitti.
Öyle anlaşılıyor ki Erdoğan yeni hükümeti döneminde de, generallerin hukuk dışı davranışları karşısında üç maymunları oynama geleneğini sürdürecek.
Son tavrı bunu gösteriyor..
Erdoğan omuzu kalabalıklar karşısında üç maymunları oynadığı müddetçe, hükümeti en demokratik ve reformcu programa sahip olsa ne yazar ki!..

NIVÎSÊN MESUT TEK YÊN BERÊ
MESUT TEK'İN ESKİ YAZILARI
 
    Yönetim Yeri ve Yazışma Adresi : Kurt İsmail Paşa 5. Sok. Fırat 5 Apt Kat:1 No: 2 Ofis/DİYARBAKIR   Tel: 0.412 223 89 23
    Yurtdışı Temsilciliği : Postfach: 131931, 42045 - Wuppertal/Almanya  Tel: 00 49 202 283 23 39 - Fax: 00 49 202 758 34 79