Osmanlı devletinin son dönemlerinde batılı büyük devletlerin
baskısı ile şark vilayetlerinde sık sık gündeme getirilen
ıslahatlar, amaçlarına tam ulaşamadıkları gibi, çoğunlukla
Kürdistan’da başka sorunların ortaya çıkmasına sebep oldukları
görülmüştür. Bu tür reform programlarında Kürdistan kavramından
ve Kürt sorunundan özellikle kaçınılmış ve yazılı taslaklara
geçmemesi sağlanmıştır. Avrupalı büyük devletlerin kürtlere
karşı 1878 Berlin Kongresi’nden sonra sergiledikleri bu metodik
siyasal tavır, 20.yüzyıl boyunca sürüdülmüş ve içinde yaşadığımız
21.asırda da hala değişmiş değildir. Örneğin günümüzde oluşturulmaya
çalışılan AB’nin Kürt meselesi ile ilgili ciddi anlamda bir
programı yoktur. AB’nin 1915-16 soykırımıyla yakından ilgilenmesi
haklı bir tavırdır. Ama aynı AB’nin Kürtlere yönelik gerçekleştirilen
soykırımları ve hala Türkiye tarafından uygulanan zulümleri
görmezlikten gelmesi ise, çelişkili bir siyasal anlamı ifade
etmektedir. Avrupalı büyük devletler, 1913’ten itibaren çeşitli
düzeylerde kurdukları komisyonlarla, doğu vilayetlerinde
Ermeniler için düşündükleri “Şark Islahat Projesinin“ gerçekleştirme
sürecini hızlandırmışlardı. Bu hazırlıklar 8 subat 1914’te
Osmanlı devleti ile yapılan bir antlaşma ile sonuçlandırılmıştı.
Ama bu ıslahat taslağı 1. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla uygulama
alanına girmeden, İttihatçılar tarafından ortadan kaldırılmıştı.
Bu yazıda değişik belge ve kaynaklardan yararlanarak, Kürt
toplumunu yakından ilgilendiren ve kağıt üzerinde kalan “Şark
vilayetleri Islahat Projesi”ni kısaca dile getirmeye çalışacağım.
Bu ıslahat Projesinin ortaya çıkmasında, dönemin Ermeni
temsilcilerinin siyasal ve diplomatik çalışmalarının çok
büyük katkısı olmuştur. Bu çalışmalara; Haziran 1911’de Ermeni
Patrikhanesi Umumi Meclisi’nin, Osmanlı hükümetine sunduğu
yazılı dilekçeyi, Ermeni Patriği Arşaroni Efendi’nin La Turquie
Gazetesi’yle yaptığı mülakatta; Ermeni sorununu 14 madde
halinde dile getirmesini ve 8 subat 1912’de Osmanlı Mebusan
Meclisi’nde bulunan Zöhrab Efendi başkanlığında bir grup
Ermeni mebusunun, Osmanlı Meclisi’ne isteklerini belirten
bir muhtıra vermelerini örnek olarak gösterebiliriz. Bu istekler
üzerine Osmanlı hükümeti konu ile ilgisi olan bakanlardan
bir komisyonun kurulmasına karar vererek, ilgi göstermişti.
Doğu vilayetleri için düşünülen bu ıslahat projesinin asıl
mimarları, Ortadoğu’da çıkarları olan Rusya, İngiltere ve
Fransa idi. Haziran 1913’te ön komisyon “Şark Islahat Projesi”nin
ilk taslağını hazır hale getirmişti. Rusya elçisi Mandelstam
bu tasarıyı İngiltere, Rusya, Fransa, Avusturya-Macaristan,
Almanya ve İtalya temsilcilerine sunmuştu. Yaklaşık 17 maddeden
oluşan ve Rusya tasarısı olarak da bilinen, bu ıslahat projesinde
ağırlıklı olarak şu görüşlere yer verilmişti.
“-Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbekir, Harput ve Sivas vilayetleri
tek vilayet haline getirilecekti. -İşbu Ermeni vilayetinin
genel valisi büyük devletlerin muvafakatiyle padişah tarafından
5 yıl müddet için atanacaktır. Kendisi bir Osmanlı Hırıstiyanı
veya tercihen bir Avrupalı yabancı olacaktır. -Genel vali,
vilayetin icra reisi olup hiç istisnasız bütün memurları
tayin ve azledebilir....-Vilayet meclisi eş sayıda Müslüman
ve Hırıstiyan üyeden mürekkep olacaktır. -Vilayete dışarıdan
göçmen yerleştirilmeyecektir….-Osmanlı hükümetinin ve büyük
devletlerin murahhaslarından mürekep bir komisyon vilayetin
anayasasını tespit edecektir…”(Yusuf Hikmet Bayur, Türk inkılabı
Tarihi,II-III ve Esat Uras,Tarihte Ermeniler).
Kürtlerin ulusal ve siyasal haklarının söz konusu edilmediği
“Şark Islahat Projesi”, yapılan tartışma ve görüşmeler sonucunda,
Rus dışişleri bakanı Goulkevitch ile Osmanlı hükümeti başbakanı
Said Halim Paşa arasında 8 Şubat 1914’te son şeklini alarak
imzalanmıştı. Islahat tasarısında şark vilayetlerinde yapılaması
gerekenler kısaca şöyle ifade edilmişti: “Şark vilayetleri
iki bölgeye ayrılmış, yani A ve B bölgelerinin başına da
Avrupalı iki müfettişin yönetmesi kararı alınmıştı. Bölge
A-Erzurum Trabzon ve Sivas illerini kapsıyordu. Bölge B-Van,
Bitlis, Harput, Diyarbakır’dan oluşuyordu. Bu Müfettişler,
illerinin sivil idare, adliye, polis, ve jandarmasını kontrol
edeceklerdir... Umumi müfettişler, gerekirse ehliyetsizliklerini
veya kötü hareketlerini gördükleri bütün memurları görevlerinden
alabilirler….kanunlar, buyruklar, resmi duyurular, her bölgede
mahalli dil ile yayınlanacaktır.....buna göre Noveçli Albay
Hoff A-bölgesine, Hollandalı Westenek ise B-bölgesine bakacaktı.
Dahiliye Nazırı Talat Bey’de iki müfettişin sözleşmelerini
25 Mayıs 1914’te imzaladıktan sonra, Resmi Gazetede yayınlatmıştı.”
(M. Hanifi Bostan, Said Halim Paşa).
Ağustos 1914’te 1.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İttihatçılar,
bu ıslahat projesini hayata geçmeden iptal ettiler ve iki
müfettişin görevlerine de son vererek, Dahiliye Naziri Talat
Pasa Meclis-i Vükela’dan bunun içinde resmi bir kararın çıkarılmasını
sağlamış ve buna göre; “Van Bitlis ve Memuretülaziz Vilayetleri
Müfettiş-i Umumisi Norveçli Hoff ve Trabzon, Erzurum ve Sivas
Vilayetleri Müfettiş-i Umumisi Westenek Beyler ile katiplerine
mukavelenameler mucibince tazminat itası ile memuriyetlerine
nihayet verilemesi Meclis-i Vükela kararı ile tensib edilmiştir”(
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Belge MV, 237/209).
İttihatçılar Kürtler açısından büyük haksızlıklarla dolu
olan bu ıslahat projesini iptal ettikleri gibi, Ermeni halkını
da soykırıma tabi tutarak yok etmeyi tercih etmişlerdi. Geçmişten
günümüze kadar çözümsüz bir sorun olarak gelen Kürt olgusu
dikkate alındığında, 8 Şubat 1914’te imzalanan ıslahat projesi
ile T.C.’nin günümüzde BM ve AB nezdinde altına imzasını
koyduğu antlaşmalar arasında uygulama biçimleri açısından
fazla farklılıkların olmadığı görülüyor. Diğer taraftan 1914
ıslahat tasarısını Osmanlı develetine kabul ettiren Avrupalı
devletler ile onların takipçisi olarak günümüzde Türkiye
ile birlik kurmaya çalışan AB’ninde, Kürt sorununa yönelik
siyasal tavırlarında ciddi değişiklikler görülmemektedir.
Türkiye ve AB’nin, Kürt ve Kürdistan kavramlarından uzak
durmasının ana nedenlerini, 1914’te karşılıklı bir yapılan
antlaşma ile kabul edilen ve savaştan dolayı uygulanamayan
“Şark Islahat Projesi”nde görmekteyiz. Özellikle Osmanli
devletinin son dönemlerinde batılı büyük devletler tarafından
hazırlanan “Şark Islahat Projesi”, Kürt sorununun dış boyutlarını
yakından ilgilendirdiğinden, detaylıca incelenmesi gereken
bir konu olduğunu düşünüyorum.
|