SAL: 6
HEJMAR: 143
6 Adar 2006
ANASAYFA
YORUMLAR
KÜLTÜR
YAZARLAR
DENG YAYINLARI
DENG DERGİSİ
Dema Nû Arşiv
Roja Teze Arşiv
 
 

Mesud Tek'in Yazıları eski yazıları için Tıklayın

MGK’nin yeni yıl hediyesi...

İspanyol General ve Ağca

Yavaş ama emin adımlarla ilerlemek...

Saygı Mı? Özgürlük Mü?

Aynaya Bakma

Buzdağının Ucu (Mu?)

Söyleyemediklerim ve yapmadıklarımız..

 

MESUD TEK
 
Arapsaçı

Irak sadece ABD, Çin, Rusya, AB gibi dünya devleri arasındaki çıkar ilişkisi ve çelişkisinin yaşandığı bir alan değil. Bugünkü Irak aynı zamanda komşu devletlerin etkisine en açık ülke durumunda.

Hem adı geçen dünya devleri hem de komşu ülkeler, Irak halkı için aynı ağıtı yakıyorlar. Hepsi de demokrasinin bu ülkede yerleşmesini istiyorlar!..

Özellikle Samarra’daki Şiilerin kutsal mekanlarına yapılan saldırı ve takiben yaşananlardan sonra, hep birlikte Irak’ın bütünlüğü üzerine daha bir titriyorlar!..

Uluslararası ve bölgesel aktörler aynı telden çaldıklarında, aynı türküyü tutturduklarında, doğal olarak sorunların çözülme sürecine girmesi beklenir, değil mi?

Ama durum hiç de beklendiği gibi değil. Aksine, Irak’ın dağılma riski giderek artıyor. Demokrasinin tüm kurumlarıyla hayata geçirilmesi hayal bile edil(e)miyor, giderek karmaşık bir hale gelen sorunlar tam bir arapsaçına dönüşüyor.

Her kesim, çıkarları, siyasal tercih ve ideolojileri uyarınca, farklı kesimleri bu durumun sorumlusu olarak görüyor. ABD’nin desteği ve yardımlarıyla ayakta kalan, onun kucağında büyüyen bölge diktatörleriyle “eski tüfenkler” ve “zaman tünelinde kalmış solcular”ın gösterdiği suçlu adresi ABD; bu ülkenin hazırlayıp hayata geçirmek için düğmeye bastığı eski adıyla Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Irak’ta önde gelen müttefiği Kürtler!..

Sorunların arapsaçına dünüşmesinde pay sahibi olan bölge devletleri, çözüm önerilerinde bulunmaktan, çözüm için çaba harcamaktan da geri kalmıyorlar!.

Bu konuda İran, suriye ve Türkiye gerçekten takdire şayan bir çaba içindeler!

ABD’nin “şer listesi”nde yer alan İran ve Suriye, Irak’daki karmaşa sürdükçe sıranın kendilerine geç geleceğinin farkındalar. Bu nedenle de gizli-açık tüm yol ve yöntemleri kullanarak Irak’da yanan ateşin üzerine benzin döküyorlar.

Bölgenin öteki demokrasi düşmanları, dikta rejimleri de sıra korkusu yaşıyorlar. Irak’tan esecek demokrasi ve değişim rüzgarının kendileri için tehlikeli bir hal alacağının bilincindeler. Onlar da kaçınılmaz sonlarını geciktirmek için ellerinden geleni ardlarına koymuyorlar!..

Sıra konusunda ötekilere nazaran Türkiye daha rahat. Ama O’nun da azımsanmayacak korkuları var. TC’nin demokrasi ve değişime olan allerjisi herkesin malumu. Ama onu asıl korkutan şey Güney Kürdistan’ın durumu ve bu parçadaki olası gelişmeler.

Biliniyor, Kürtler federasyondan geri adım atmayacaklarını her fırsatta deklere ettiler. Yeni Anayasa’nın uygulanması halinde Irak’ın birliği içinde kalacaklarını defalarca söylediler. Irak seçimleri esnasında düzenlenen referandumda, halkın tümüne yakın bölümünün bağımsız bir devletten yana olduğunu tesbit etmekle kalmadılar. Uluslararası kamuoyu ve BM’yi bu taleplerinden haberdar ettiler. Yeni Anayasa uygulanmadığında ya da iç savaşın başlaması halinde kendi başlarının çaresine bakacaklarını defalarca dile getiren Kürtler, bu durumda kimsenin kendilerini bölücülükle suçlamaya hakkı olmadığını söylemekten bıkmadılar.

İşte Türkiye’nin aniden başlayan Şii aşkının altında Kürtlerin bu tavrı, olası ayrı ve bağımsız Kürt devletini engelleme arzusu var. Bir başka ifadeyle TC’nin Şiilere olan ilgisi bir Fars atasözünde olduğu gibi, “Ali’nin aşkından değil, Muaviye’ye (Kürtlere) olan düşmanlığından.” Irak Gecici Anayasası’na göre hiçbir yetkisi olmayan İbrahim Caferi’yi ağırlamalarının, Şiileri Samarra olaylarının intikamını almaya, Sunnilere ve camilerine saldırmaya çağıran Mukteda Elsadr’ı da ağırlamaya hazırlanmalarının altında aynı korku ve düşmanlık yatıyor.

İran’daki mollalar rejimini örnek olarak alan, islam cumhuriyeti kurma amacını gizlemeyen İbrahim Caferi’yle “laik” Türkiye’yi yakınlaştıran, Caferi’nin kravat (hem de kırmızı!) takması değil, sıkı bir üniter devletten yana olmasıdır.

Caferi ve Mukteda Elsadr’ı Türk hükümeti nezdinde şirin ve sevimli yapan federasyon karşıtlıkları ve Kerkük sorununa ilişkin politikalarıdır. Caferi’nin Gecici Devlet Yasası’nın 58. Maddesini uygulamak için kılını kıpırdatmaması, Elsadr’ın Kürtlerin tüm taleplerine karşı olması, onların TC’nin nezdindeki kıymetini artırmıştır. Caferi’nin “PKK’yi Irak’da barındırmayacağız” demesi de işin bal-kaymağı..

Türk devleti Kürtlerin olduğu için bükemediği bileği öpmez. Türk hükümeti tüm dünyayı Filistin halkının iradesine saygı adına HAMAS’ı tanımaya çağırır ama, kapı komşusunun, “vatandaşlarının Irak’daki akrabaları”nın iradesine saygı göstermede imtina eder. Fırsat buldukça Güneyli Kürtlerin iradesini ayaklar altına alır, yok etmek için tüm gücüyle çabalar. Çünkü TC’nin Kürt politikası özünde “inkar ve imha” temeli üzerine kuruludur. Diğer parçalardaki Kürt ulusal hareketlerine düşmanlık yapmak, Türk devletinin başlıca görevleri arasındadır.

AKP iktidarı da bu resmi politikanın dışına çık(a)madı. Diyarbekir’de Kürt sorununu daha fazla demokratikleşmeyle çözülecek bir sorun olarak niteledikten sonra kılını kıpırdatmadı, susup kaldı.

Kürt meselesini “asayış sorunu” olarak görmekte ısrar eden hükümet, bununla yetinmedi. Erdoğan, Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Başkanı olduğu Terörle Mücadele Yüksek Kurulu’nun hazırladığı 120 maddelik eylem planının uygulanmasını, Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Dairesi İç Güvenlik Grubu’na havale etti.

Uzun lafın kısası Türkiye’de “taslar eski hamamlar eski”!..

Siyasi, ekonomik ve kültürel boyutları olan bir sorunun çözümüne ilişkin yapılacakları, Seferberlik ve Savaş Hazırlıklıkları Planlama Dairesi gibi militer bir birimine havale edilmesi, devletin savaş baltalarını toprağa gömme niyetinde olmadığını gösteriyor.

Hiç kuşku yok ki, Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Dairesi’nin alacağı önlemler, aynı zamanda Güney’deki olası gelişmeleri engellemeye yönelik olacaktır. Türk ordu birliklerinin “teröristlerin sızmasını önleme” bahanesiyle sınır bölgesine yaptığı yığınağı, öldürülen gerillalar için düzenlenen cenaze törenlerine panzerlerle yapılan saldırıları ilk işaretler olarak görmek gerekir.

Türk hükümetinin alevlenen Şii aşkı, arapsaçını daha karmaşık hale getirmeden öte bir işe yaramadığı ortada. Kürt sorununun cözümüne ilişkin alınacak önlemleri adı geçen birime havale edilmesi de Türkiye’deki Kürt sorununu içinden çıkılmaz hale getirecektir.

Bugün de Kürt sorununun köklü çözümü eşitlik temelinde mümkündür. Bunu gerçekleştirecek olan söylediklerinin arkasında durma cesareti gösteremeyen, korkak, pısırık ve dar ufuklu AKP değil, devrimci, demokrat güçlerle Kürt yurtsever hareketinin birliğidir.

Son hamleleriyle bu gerçeğin bir kez daha görülmesine yolaçtığı için, AKP hükümetinin hayırlı bir iş yaptığı da söylenebilir...

 
Geri Dön Başa Dön Yazıcıya Ver