Bir yandan 1930’larda Kürdistan’a çok yönlü büyük askeri
seferler düzenleyerek soykırımlar gerçekleştiren Türkiye,
diğer taraftan Kürt savaşçılarına karşı hem iç ve hem dış
politikada başarılı olabilmek için de, bir çok devlet ile
uzun süreli çeşitli siyasal ve ekonomik ilişkiler geliştirmeye
çalışıyordu. O dönemde (1925/38)Türk dış siyasetini belirleyen
en önemli faktör ise, sömürge Kürdistan toprakları oluşturuyordu.
Cumhuriyet devrinin ilk yillarında oluşturulan Türk dış politikasının
ana amaçlarından biri, Kürdistan’a sahip olmak için, Kürtlerin
dış dünyaya açılmalarına engel olmak ve bir dış politika
geleneğini oluşturmalarını önlemek idi. Günümümzde Kürt dış
politika tarihinin ve geleneğinin olmayışında, Türkiye’nin
bu siyasal tavırlarının büyük payı vardır. 1925-1937’ye kadar
dış politikada Yunanistan, Fransa ve İngiltere ile bölgede
büyük sorunlar yaşayan Türkiye, bu devletlerin Kürtler ile
dış politikada siyasal ilişki geliştirmemeleri karşılığında,
siyasal tavizler vererek, anlaşarak, sorunların çoğunu çözmeye
çalışarak, yakınlaşma,dostluk ve işbirliği antlaşmaları yaparak,
Kürdistan’daki hakimiyetini güçlendiriyordu. Türkiye’nin
izlediği bu dış siyaset, Yunanistan, İngiltere ve Fransa’nin
çıkarlarına da uygun geldiğinden, kabul görüyordu.
Birinci dünya savaşından sonra ulusal, siyasal ve ekonomik
sıkıntılar yaşayan Kürtler, dış politikadan yoksun bir şekilde
1919-1938 yılları arasında yürütülen savaşları kaybederek,
Ortadoğu’nun en güçsüz/fakir toplumu olarak tarihe geçiyordu.
Kürt dış politikasının zengin bir tarihi zemine dayanmaması
faktörü, bu yenilgilerde etkili olmuş ve günümüzdeki Kürt
dış politikasında da büyük çıkmazlara yolaçtığını söylemek
mümkündür. Kürt dış politikasındaki sorunların çerçevesini
hala 1930’larda oluşturulan politikalar belirlemektedir.
Türkiye günümüzde bile, Kürtlerin bir dış politika oluşturmamalarını
engellemek için, dünyadaki bütün devletlerle çeşitli düzeylerde
ilişkiler geliştirerek, ekonomik/siyasal tavizler vererek,
Kürtlerden uzak durmalarını istemektedir. Bu yazıda,1930
yıllarındaki Türk dış politikası ve onun ana faktörlerinden
biri olan Kürt sorunu konusu kısaca ele alınacaktır.
Türkiye, Kuzey Batı Kürdistan’da istikrarlı bir sömürge
politikası oluşturabilmek için, dış politikaya fazlasıyla
değer vererek, ilişki geliştirdiği ülkelerden destekler alarak,
bununla Kürtleri dış politikadan mahrum bırakarak, kapalı
bir siyasal havza içinde kalmalarını sağlamıştı. Örneğin
1925 Kürt milli hareketi, Ağri ve Dersim isyanlarında, kürtlerin
Türkiye tarafından katledilmeleri olgusu, Türkiye ile yakın
dış ilişkiler içerisinde olan İngiltere, Fransa, Rusya, Yunanistan
ve İtalya tarafından çok yakından biliniyordu. Ama kendi
çıkarlarını Kürtlere karşı gerçekleştirilen zulümlerden daha
fazla önemsediklerinden, Kürdistan’daki Türk zulmünü görmezlikten
gelmeyi tercih ediyordular. Aynı yıllarda dış ilişki arayısına
giren Kürt liderlerin gerçekleştirmeye çalıştığı diplomatik
çabalara, bu ülkeler cevap verme gereği bile duymuyordular.
Kürt soykırımlarının gündeme gelmemesinde ve Kürt dış politikasının
tarihi olarak oluşmamasında, adı geçen ülkelerin çok büyük
bir payı vardır.
Lozan antlaşmasından sonra, Türkiye 1925-1940 yılları arasında
yaklaşık olarak 30 tane antlaşma yapmış, bunlardan 8 tanesi
direk olarak Kürt topraklarının paylaşımı ve kontrol altında
tutulmasıyla ilgilidir. İngiltere, Fransa, Rusya, Yunanistan
ve İtalya gibi ülkeler, Kürt ulusunun bu antlaşmalarda temsil
edilme iradesini yoksaydıkları gibi, Kürt meselesinin antlaşma
metinlerine hiç bir koşulda geçmemesi yönünde kararlar almışlardı.
Ayrıca 1930’lu yıllarda zaman zaman İngiltere, Rusya ve Fransa’nın
Kürt sorununu, politik çıkarlarını daha da güçlendirmek için,
kürtlerin bile haberdar olmadığı bir biçimde, gizli oturumlarda
malzeme olarak kullandıkları da bir başka çelişkili olgudur.
1925-1938 yılları arasında Türkiye’nin kürtlere karşı dış
politikada başvurduğu bir başka alan ise, ulusların barış
içinde yaşaması olgusunu iki yüzlü bir şekilde kullanmış
olmasıdır.Ama T.C. ve onun kurucusu diktatör Atatürk, Kürt
ulusunu bu barış söylemlerinin dışında tutuyorlardı. Örneğin:
Atatürk 1937 yılında Romanya Dışişleri Bakanı Antonesco ile
yaptığı görüşmede şunları söylüyordu; „..Bu itibarla insan,
mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar
bütün cihan milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli, kendi
milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa, bütün dünya
milletlerinin saadetine hizmet etmeye de, elinden geldiği
kadar çalışmalıdır...dünya milletleri arasında sükun, dürüstlük
ve iyi geçim olmazsa bir millet, kendisi için, ne yaparsa
yapsın huzurdan mahrumdur...İşte bu düşünüş insanları, milletleri
ve hükümetleri bencillikten kurtarır; bencillik şahsi olsun,
milli olsun daima fena telakki edilmelidir.“ Dünya milletleri
için bu kadar iyi düşünen Atatürk gibi bir diktatör, bu sözlerini
sarfettiği günlerde diktatörlüğüne yakışır bir şekilde Dersim’de
büyük bir soykırım gerçekleştiriyordu. Dikatör Atatürk’ün
yukarıda söylediği sözlerin hiç birinde gerçekçi bir yön
bulmak mümkün değildir. Bütün dünyadaki uluslara barış, huzur,
ve bencil olmama vs. gibi temmenilerde bulunan diktatör,
Kürtlerin karşısına ise, tam tersi bir siyaset izleyerek,
savaşlar ilan ederek, soykırımlar gerçekleştiriyordu. Kürtlere
karşı yaptığı acımasız zulümler ele alındığında, Atatürk’ün
iki yüzlü davrandığı ve dış politika açısından sarfettiği
bu sözler ile kendi gerçek soykırımcı kimliğini dış dünyaya
karşı gizlemeyi amaçladığı görülüyor.
1930’larda Kürdistan’daki zengin doğal enerji kaynaklarını
ilişki geliştirdiği ülkelere büyük tavizler karşılığında
pazarlayan Türkiye, bu siyasetten aldığı güç ile kürtlere
karşı bir dış politika oluşturmuştu. Türkiye ve bazı Avrupa
ülkeleri tarafından karşılıklı olarak 1925/38’lerde oluşturulan
bu dış politikalar, günümüzde hala büyük oranda geçerliliğini
korumakta, Kürtlerin dış politika oluşturmaları önünde büyük
bir engel olarak durmakta, Kürt meselesinin çözümünde siyasal
çıkmazlar yaratmakta, başta BM ve AB uluslar topluluğu olmak
üzere dünyanın bir çok söz sahibi kurumunda hala etkisini
göstermektedirler.Türkiye 83 yıldır Kürt topraklarındaki
doğal zenginlik kaynaklarını dış ticarette pazarlayarak,
kendi dış politikasını güçlendirmeye çalışmaktadır. Kürtlerin
ise, günümüzde kendi ulusal çıkarları temelinde Kürt ulusunu
temsil eden ortak bir ulusal dış politika oluşturamamaları,
Türkiye ve ortaklarının çıkarlarını kürtlere karşı daha da
güçlendirmektedir.
|