Tarihi anlamda, yaklaşık iki yüzyıldır milli sınırlar çerçevesi
içinde, toplumlar arasındaki siyasal, sosyal, kültürel ve
ekonomik ilişkilerin düzenlenişinde, toplumların birbirleriyle
yakınlaşmasında/uzaklaşmasında savaş, barış ve muhafazakarlık
fikirlerinin önemli oranda, etkili bir biçimde rol oynadıkları
biliniyor. Barışı korumak için savaşa hazırlık, milli değerlerini
geliştirmek/güçlendirmek için de muhafazakar olmak gibi fikri
ifadeler, Kürtler gibi toprakları işgal edilen bir çok ulusun
haklarının istismar edilmesinin gerekçesi olarak da karşımıza
çıkmaktadırlar. Bu tür gerekçeler, toplumlar arasındaki ilişkilerin
özünü oluşturan muhafazakar çıkarcı niyetleri güçlendirdiği
gibi, insani ilişkilerin gelişimini ve eşitlik anlayışlarını
da zayıflatmaktadırlar. Muhafazakarlık temelinde gelişen
savaş ve barışın koşulları, bu siyasal zemin üzerinde gelişme
gösterince, tarih bilimi, ulusların tarihsel süreçler içinde
uğradıkları haksızlıkları ve meydana getirdikleri kültür
ve medeniyetleri doğru bir şekilde ortaya çıkarmaktan çok,
güçlü olanın haklılığını meşrulaştırma ve savaşlarda kazanılan
zaferlerini kutsama aracı olarak da kullanılmaktadır.
Örneğin; Türkiye devletinin ideolojik anlamda Kürtlere karşı
muhafazakar anlamda izlediği Türkçülük siyasetinin temelleri
de bu düşünsel yapıya dayanmaktadır. Kürdistan’da yaklaşık
olarak iki yüzyıldır süren çatışmaların, anlaşmazlıkların,
huzursuzlukların gerçek anlamda barış ile sonuçlanmamalarının
ana nedenlerinden birisi de, barışın kutsal imparatorluk
çıkarlarıyla, Türk milli muhafazakar düşüncesi biçiminde
algılanmış olmasından ileri geldiğini söylemek mümkündür.
Barış ve Muhafazakarlık kavramlarının çok görece olduklarını
ve geniş bir araştırma sahasını kapsadıklarını bilmekle birlikte,
bu yazımda bu kavramları Kürt-Türk ilişkileri ile sınırlayarak,
ağırlıklı olarak Türk muhafazakarlığının Kürdistan toprakları
konusundaki katı kurallarının barış olgusuna yaptığı etkileri
ve Türkiye’de barışın hangi anlayış ile yürütüldüğü konusu
üzerinde kısaca durmaya çalışacağım.
Türkiye’nin, Kürdistan’da yaklaşık olarak 83 yıldır sömürge
politikasında sürdürdüğü muhafazakar tavırları ve buna bağlı
olarak geliştirdiği barış anlayışında, şimdiye kadar ciddi
anlamda değişikliklerin görülmediğini, tam aksine çağdaşlık
adı altında bu tutucu tavırlarını, katı siyasi uygulamalarla
güçlendirmeyi tercih etmektedir. Kürdistan sorunu konusunda
barış düşüncesinin oluşmasında sürekli uzak durmayı tercih
eden devletin temsilcileri ile Türk aydınlarının genel siyasal
düşüncelerindeki katı muhafazakarlığını şekillendiren ana
etkenlerden biriside, Kürdistan’da savaş aracılığıyla yürütülen
güç ve kuvvet kullanımındaki değişmezliğin korunması oluşturmaktadır.
Türkiye’nin kurucu kadrolarının Kürdistan’ı sömürgeleştirdikten
sonra, yok edilmesi gereken baş düşman ilan ettikleri Kürt
toplumuna yönelik geliştirdikleri muhafazakar yaklaşımlar,
geçmiş tarihlerde olduğu gibi, günümüzdeki rejim temsilcileri
tarafından da olduğu gibi korunarak, tutucu bir şekilde yürütülmesi
gereken zorunlu bir siyasal olgu olarak görülmektedir.
Ayrıca Türkiye’nin kuruluşundan beri Kürdistan’daki barış
olgusu konusunda Türk basın- yayın organlarında işlenen anlayış
ve üniversitelerde yapılan araştırma-incelemelerde, toprakları
sömürgeleştirilen Kürtler, sürekli düzeni, huzuru ve barışı
bozan bölücüler olarak değerlendirilmekte ve ayrıca değişik
fikirlere sahiplik ederek, zaman zaman birbirleriyle uzlaşmaz
tutumlar içinde olan Türkiyeli aydınların da, Kürt meselesi
konusunda, tek sesli davranarak, Kürtleri iç barışı bozan
bölücüler olarak niteleyerek, suçlayarak, muhafazakar bir
zeminde kolayca uzlaşma sağlayabilmektedirler. Devletin siyasal
kadroları arasında da Muhafazakar barışın 1923’ten beri bütün
çatışma ve uzlaşma süreçlerindeki çerçevesinin ana hatlarını
da, Kürtler üzerinde oluşturulan siyasal ve askeri güce dayanan
kuvvet dalgalamaları belirlemektedir. Türkiye’de değişik
düşünsel yapılara sahip olan siyasal örgütlenmelerin tarihine
bakıldığında, kendilerini muhafazakar Türk milliyetçisi olarak
görmeyenlerin bile, Kürtler söz konusu olduğunda, karşı çıktıkları
halde, Türk milliyetçiliğini ilericilik olarak değerlendirerek,
Kürdistan’daki haksız savaşı, iç barış sağlamak olarak algılamaktadırlar.
Türkiye cumhuriyeti kurucularının, yönetici kadrolarının
ve aydınlarının Lozan antlaşmasına bakışı konumuza en iyi
örneği teşkil etmektedir. Türkiye’de 83 yıldır“Lozan Barış
Antlaşması” olarak nitelendirilen antlaşma, Rumların, Kürtlerin,Ermenilerin
ve diğer küçük azınlıkların soykırımlara tabi tutulması ile
Kürdistan’ın büyük parçasının sömürgeleştirilmesi sonucunda
yapılmıştı. Barış kavramının bu antlaşmaya eklenmesi ve muhafazakarca
sürekli olarak kullanılması, Türkiye’nin barış anlayışını
çok iyi açıklamaktadır. Buna karşılık, Lozan antlaşmasına
giden süreci hazırlayan Sevr antlaşması, Kürt ve Kürdistan
kavramları geçtiği için, Türkiye’nin siyasal kadroları ve
aydınları tarafından çok sıkça eleştiri konusu yapılmaktadır.
Türkiye, 81 yıldır Kürdistan’da askeri seferlerle gerçekleştirdiği
soykırımları, iç barışı sağlamak olarak değerlendirmektedir.
Yine Türkiye tarafından 32 yıl önce Kıbrıs’taki Rumlara karşı
düzenlenen askeri saldırı da, “Kıbrıs barış harekatı" olarak
nitelendirilmektedir.
Bu yönüyle bakıldığında, Türkiye’de “barış kavramı” bir
bütün olarak asıl anlamının karşılığında kullanılmadığını
ve sürekli şiddet ve savaş anlamıyla eş değerde olduğunu
görüyoruz.
Türkiye’deki barış anlayışına biraz daha açıklık getirmek
için, Kürdistan topraklarının sömürgeleştirilmesinde, Kürtlerin
günümüze kadar katledilmesinde, ülkelerinden göçertilmesinde
ve ayrıca Rumların Batı Anadolu’dan sürülmesinde birinci
derecede rol oynayan diktatör Atatürk adına her yıl "dünya
barışına, uluslararası ilişkilerde dostluk, anlayış ve iyi
niyetin geliştirilmesine, siyasal, bilimsel, sanatsal ve
benzeri eserleri, hizmet ve faaliyetleriyle Atatürk'ün Yurtta
Sulh, Cihanda Sulh ilkesi doğrultusunda hizmet vermiş olanlara”,bir
barış ödülünün verilmiş olması, Türkiye’deki barış anlayışının
anlaşılmasını daha iyi açıklamaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’de
yaklaşık yüzyıldır barış, Kürtleri, Rumları ve Ermenileri
soykırımlara tabi tutmak ve Kürdistan’ı zorla sömürgeleştirmekten
geçen muhafazakar bir tarihsel sürecin adı olarak anlamlandırılmaktadır.
|