Osmanlı yönetimi 1916 Mayıs ayında Kürtleri tehcir edeceğine
dair kararını bölgedeki üst yetkililere telgraf ve şiflerle
bildirmişti. Ayrıca Kürdistan’daki vilayet ve mutasarrıflıklardan
talimatlarla Kürtler hakkında aldıkları bilgiler doğrultusunda,
tehcir edilecek Kürt aşiretlerinin Batı Anadolu’da nerede,
nasıl yerleştirilecekleri hakkında yasal düzenlemeler de
yapmışlardı. Kürt tehciriyle ilgili bu yasal düzenlemelerin
en önemli yönlerinden biri de, zorunlu olarak göçertilecek
Kürtlerin bir daha yurtlarına iade edilmemesi kararı alınarak,
nüfus kayıt işlemlerinin de buna göre yapılması kararlaştırılmış
ve konu ile ilgili bir talimatname de hazırlanmıştı. Buna
bağlı olarak 29 Mayıs 1916’da Dahiliye Nezareti Kürdistan’daki
yetkililere bu talimatnameyi yollamıştı. Talimatnamenin sekizinci
maddesine göre, göçertilen Kürt mültecilerin savaştan sonra
da yurtlarına gönderilmeyeceklerinden, sevk edildikleri bölgelerde
iskan ve kayıt edildikten sonra bunların başka bir yere gitmelerine
izin verilmeyecekti. Birinci dünya savaşında tehcir edilen
Kürt mültecilerin 1917 yılında Kürdistan topraklarına geri
dönüş çabalarıyla ilgili konular şimdiye kadar tarihçiler
arasında pek gündeme getirilmemiş ve bilim verileri ölçüsünde
tartışmaya açılmamıştır. Ayrıca İttihat ve Terraki yönetiminin
yasa ve talimatlarla 1916’da tehcir ve geri dönüşün olmayacağını
kesin belirten kararları ile 1917’de Bitlis valisi Haydar
Bey’in Kürdistan’da geri dönmek isteyen Kürtler hakkında
Dahiliye Nezareti’ne çektiği telgraf arasındaki farklılıklar,
İttihatçı rejimin Kürtlere yönelik yaptığı kirli propagandaların
gerçek yüzünü göstermektedir.
Bu günkü yazımda 18 Aralık 1917 yılında Rus Bolşevikleriyle
Osmanlı hükümeti arasında yapılan antlaşmadan sonra, Rusların
kendi rızalarıyla Kürdistan’dan geri çekilmeleri sonucunda,
daha önce göçertilen Kürtlerin yurtlarına geri dönme girişimlerini
gündeme getirmişti. Tam bu esnada İttihatçı rejim geri dönüşü
önlemek için, yeni bir siyasal propagandaya başvurarak, geri
dönmek isteyen Kürtleri Ermenilerle işbirliği yapma suçlamasına
başvurmuşlardı. Bunun en iyi örneğini de Aralık 1917’de Bitlis
Valisi olan Haydar Bey’in Dahiliye Nezareti’ne çektiği telgraf
teşkil etmektedir. Bu günkü yazımda 1917’de Kürdistan’da
geri dönmek isteyen Kürt mültecileri konusuna dikkatleri
çekmektir.
İttihat ve Terraki yönetiminin Kürtlere yönelik 1916’da
geliştirdiği propaganda malzemelerinden birisi de “bölgeyi
terkedin, yoksa Ruslar sizi öldürecek” biçiminde idi. Bu
propaganda Aralık 1917’de Bolşeviklerin geri çekilmesiyle,
önemini tümden yitirmişti. Onun yerine yeni siyasal bir oyuna
başvuran İttihatçılar, Kürtleri Ermenilerle işbirliği yapmakla
suçlamaya başladılar. Kürtlerin yurtlarına geri dönme girişimlerine
dair endişeler, o devirde Bitlis Valisi olan Haydar Bey’in
Aralık 1917’de Dahiliye Nezaretine gönderdiği telgrafta açıkça
dile getirilmektedir. Örneğin; Bitlis valisi Haydar Bey,
BOA, DH.İ Um, Dos.No.20-18 Belge No.12-4, Aralık 1917 telgrafında
şunları dile getirmektedir:
“Bölgede sağlıklı bir yönetim oluşturulmadığından, milletle
hükümet arasında oluşan kırgınlığın hazırlamış olduğu uygun
ortam sayesinde, bir takım Kürt şeyh, hoca ve ağaları, eskiden
beri bu kırgınlığı kolayca düşmanlığa başarabilmişlerdir.
Seferberlik yıllarında tekalif-i harbiye adıyla bir takım
ağır vergilerin konulması, Kürtlerin bir türlü alışamadıkları
askerlik hizmetine alınmaları ve göç etmek zorunda kalanların
yeterince beslenemeyerek perişan olmaları gibi nedenler,
milletle hükümet arasındaki mevcut küskünlüğün daha da artmasına
neden olmuştur. Ancak her yerde Rus ordularına açıkça öncülük
eden Ermenilerin, Kürtlerin can ve ırzlarına tasallutları,
Kürtlerin büyük bir bölümünü yeniden Osmanlı hükümetine kazandırmıştır.
Bolşevik ihtilalinin ardından Rusların galip gelme ihtimalleri
azalmaya başladığında, Ermeniler, Kürtlere karşı saldırılarından
vazgeçerek onları kendi taraflarına çekmek için bazı etkili
kimselere mektuplar yazarak yurtlarına dönecek olanlara iyi
muamele ve hatta yardım edebileceği vaat ederek kendilerini
ittifaka davet etmektedirler. Bir kısım Kürtler, bu sözlere
aldanarak yerlerine dönme teşebbüsünde bulunmuşlardır.
Ruslarla Erzincan mütarekesinin imzalanması bir taraftan
Ermenilerin Rus koruyuculuğundan ümitlerini kesmeleri sonucunu
doğururken, diğer taraftan Kürtlerin yurtlarına dönme ümidini
de artırmıştır. Böylece açlığın da etkisiyle en küçük ümitleri
peşinde güneyden kuzeye doğru çılgıncasına akın etmeye başlamışlardır.
Ruslar çekildikten sonra bu durumdan yararlanmak isteyen
Ermeniler, kendi hedeflerine ulaşmak için değilse bile Türk
tarafını mümkün olduğu kadar çok rahatsız etmek amacıyla
Kürtleri kendi taraflarına çekme çabalarını yoğunlaştırmışlardır.
Ayrıca Rusların çekilirken Türk tarafını rahatsız etmek amacıyla
Ermenilere silah ve cephane gibi gerekli olan her türlü malzemeyi
bırakacakları tahmin edildiğinden, bu bölgede muntazam bir
kuvvetin hazır bulundurulması ve ayrıca yumuşak bir politika
takip edilerek, Kürtlerin Ermenilere yaklaşmasını önleyecek
tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Bölgede memur sayısı o kadar yetersiz ki, Bitlis vilayetinde
asil memur olarak, Siirt’te vali, evrak müdürü, mektupçu,
defterdar, maarif ve polis müdürlerinden başka kimse yoktu.
Memurların bir bölümü istila sırasında esir olmuş veya vefat
etmiş, geriye kalanlar ise ya iç bölgelerdeki vilayetlere
iltica etmiş ya da bölgedeki durum netlik kazanana kadar
kendilerine izin verilmişti. Bitlis’in yerli halkından veya
istilaya uğramış bölge ahalinden oluşan jandarma birlikleri
ise istilanın verdiği dehşet ve geçim sıkıntısı nedeniyle
kendi ailelerini kurtarmak ve geçimlerini temin etmek derdine
düşmüşlerdi. Bu amaçla sürekli olarak yer değiştiriyor ve
çeşitli yolsuzluklara da karışıyorlardı....“
Kürdistan tarihinde önemli bir yer tutan ve şimdiye kadar
kaynak araştırma alanında ihmal edilen dönemlerden birisi
olan, birinci dünya savaşı esnasında İttihatçıların Kürt
tehcirini nasıl ve hangi siyasal propaganda araçlarıyla düzenlediklerine
dair konular teşkil etmektedir. Zorunlu olarak göçertilen
Kürtler ve onların 1917’de vatanlarına geri dönüş çabalarına
dair konular ise, pek bilinmedikleri gibi, bilimsel verilerle
de şimdiye kadar ele alınmamışlardır.
|