Şu günlerde Türkiye’nin sokaklarına meydanlarına bakıyorum, TV’lerini izliyorum; Politikacıların, generallerin, köşe yazarlarının, yorumcuların, sokaktak adamın dediklerine, tavır ve hareketlerine bakıyorum, dilime şu sözler takılıyor:
Bu toplum çıldırmış!
Sanki bütün insani değerler uçup gitmiş. Sanki birileri, elektrik süpürgesi misali, dev bir vakyuma takmış da beyinlerini, mantıklarını alıp gitmiş bu insanların...
Yerini duygular, öfkeler, küfürler, tehditler, kudurganca bir şiddet tutkusu almış…
Belki bu güne kadar dünyanın hiçbir yerinde rastlanmamış ölçüde bir şehit edebiyatı, bir bayrak gösterisi almış başını gidiyor. İnsanlar, ömürlerinin baharında, yirmili yaşlarında dağlarda bir kurşunla veya patlayan bir mayınla vurulup ölmüş olanlar için ağlıyorlar.
Tabi ki hayata doyamadan giden bu gencecik insanlar için ağlanır. Ama onunla kalmıyor, yumruklarını sıkıyorlar, ”öcü alınacak!” diye and içiyorlar, kadın-erkek, çoluk çocuk, genç-ihtiyar askerlik şubelerinin önünde kuyruğa giriyorlar.
Onunla da kalmıyor, sağa sola saldırıyorlar, Kürt komşularına karşı linçlere girişiyorlar…
Ama kimse o uzak dağlarda ölenlerin orada ne aradıklarını, onları kimin gönderdiğini, niçin gönderdiğini sormuyor… Kimse bu savaşın anlamını sorgulamıyor.
”Vatan için öldüler!” deniyor.
”Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır!” deniyor…
Önemli olan dağ-taş… İnsan ise bir ”teferruat!..”
Oysa orası hiç de onların vatanı değil!
Türk ordusunun yıllardır tanklarla toplarla, uçaklarla bombaladığı, yakıp yıktığı bu ülke Kürdistan’dır. Binlerce yıldan beri Kürtlerin anavatanı…
Öte yandan her gün, televizyonlar radyolar, gazeteler, Kürdistan dağlarında öldürülen ”teröristlerin” sayısını veriyor…
Politikacılar, generaller, televizyon spikerleri övünerek, ağızlarından köpükler saçarak, ”şurada 30 terörist öldürdük, burda 20 terörist öldürdük!” diyorlar…
Kimse onların neden öldürüldüğünü sormuyor…
Kimse onların neden o dağlarda olduklarını, ne istediklerini sormuyor…
Onlar Kürtler ve ”teröristler”!..
Onların hayatının bir değeri yok! Onlar için gözyaşı dökmek gerekmez!
Onlara sahip çıkmak bile suç…
Oysa onlar özgürlük isteyen bir halkın çocukları, bizim çocuklarımız ve burası onların vatanı. Vatan için ölen birileri varsa asıl onlardır…
Vatan onlar için yalnızca ”dağ-taş, kurt-kuş” değil, aynı zamanda özgürlük ve onur, insanca bir yaşam demek… Hem geçmiş, hem gelecek demek…
Ülkemizi işgal edenler, hak ve özgürlüklerimize el koyanlar, dilimizi kültürümüzü yasaklayanlar, tarihimizi yok sayanlar, yeraltı ve yerüstü ürünlerimizi talan edenler bize yaşam hakkı bile tanımıyor…
Üstelik, şu ikide bir evleri başlarına yıkılan, dağlarda çocukları avlanan, yoksul, ürkütülmüş, çaresiz insanlarımızın, yaşlılarımızın ve çocuklarımızın eline bile, ırkçılığın, şovenizmin, kanın, işgalin, zulmün simgesi haline gelmiş Türk bayrağını tutuşturup sokaklarda yürütüyorlar...
”Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” diye slogan attırıyorlar.
Hem de kendileri tarafından çoktan bölünmüş, işgal edilmiş vatanımızda!
Burayla da yetinmeyip sınırın ötesindeki Kürt kardeşlerimizin bile özgür olmasına tahammül edemiyorlar…
Tanklarını toplarını, uçaklarını sınıra yığmışlar, tehditler, küfürler savuruyorlar; oraya saldırmak, orda da kardeşlerimizin özgürlüğünü ellerinden almak için can atıyorlar…
Bu zorbalığın adını koymakta zorlanıyorum…
Bu alçaklığı anlatmakta çaresiz kalıyorum…
Bize özgürlük tanımamak için nasıl da ülkemizi bir cehenneme çevirdiler!
Ama aynı zamanda kendi ülkelerini de…
Bu savaşçı, saldırgan, ırkçı politikalar onları insanlıktan çıkarmış.
”Şu çılgın Türkler!” de gitmiş, yerine ”çıldırmış Türkler!” gelmiş…
Kadını erkeği, genci yaşlısı askercilik oynuyor!
Üç-beş yaşındaki çocukları bile üniformaya bürümüşler, ırkçı şiirler okutuyor, ırkçı marşlar söyletiyor, selam çaktırıyorlar…
Bu ne kadar iğrenç!
Futbol alanları bir dönemlerin Roma arenaları gibi, militarizmin, faşizmin göklere yükselen histerisine sahne oluyor. Futbolcular birer SS mangasına dönmüş…
Naziler, mezarlarından çıkmış, gamalı haçlarını kuşanmış tören alanına çıkmış sanırsınız…
İşte Kürtlerin evlerine, dükkanlarına saldırılar da başladı… Yol kesmeler, talan ve yağmalar da…
Siz, bu ülkeyi yönetenler; politikacılar, generaller, medya sorumluları, tüm ötekiler! Siz, bu yalancı, bu sahte, bu iğrenç vatan-millet edebiyatıyla bu ülkeye ve bu insanlara ne yaptığınızın farkında mısınız?.
Siz bu yoksul, işsiz, eğitimsiz zavallı insanları böylesine kışkırtarak nereye varacaksınız?
Siz Türkiye’yi bir geniş hava tımarhanesine çevirdiğinizin farkında değil misiniz?
Bu yaptığınız, ülkeye ve topluma yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Bu ülkeyi mahvetmek için düşmana filan gerek yok. ”Terörist” dediğiniz, dağlara çıkmaya mecbur ettiğiniz çocuklarımızı da boşuna suçlamayın.
Şu Türk ve Türklük edebiyatınız ne kadar gülünç!
Bu ülkeyi mahveden sizden başkası değil!
Siz, yalnız Kürtlerin değil, Türkiye’nin ve Türk halkının da en büyük düşmanısınız!
Oysa Kürtler ve Türkler özgür bir toplumda yan yana barış içinde yaşayabilirdi.
Türk olsun, Kürt olsun gençlerin ölmesi için bir neden yok.
Yapılması gereken, Kürt halkının haklarını tanımak, eşitlik temelinde yeni, demokratik bir toplum kurmaktır. Tüm çağdaş ve demokratik ülkelerde olduğu gibi.
Irkçı ve faşist olmak, zorba olmak, başkalarının hakkını hukukunu çiğnemek zorunlu mudur, bu Türkiye’ye ve Türk halkına mutluluk mu getiriyor?..
Bugün yaşanan bu kötü durumun, bunca acının, yoksulluğun sorumlusu bu ülkeyi yönetenlerdir.
Kürt ya da Türk, gençlerin ölümünden sorumlu olanlar da onlardır.
Bile bile ve boş yere ölüme gönderdikleri bu gençler için timsah gözyaşları dökmeleri ise tam bir alçaklık...
Kimi suçlayıp duruyorsunuz, baylar?
Siz ne utanmaz şeylersiniz!
Size insan denmez!